Röportajlar 0

Cem Gürdeniz Röportaj

Eren Talha Altun : ilk sorudan başlamak istiyorum. Günümüzde Doğu Akdeniz’de neler oluyor?

CEM GÜRDENİZ -Doğu Akdeniz’in 3 tane jeopolitik fay hattı var değerli arkadaşlar; birinci fay hattı bunu pek çok konuşmamda da söyledim ABD ile Sovyetler Birliği arasında soğuk savaş döneminde oluşan meşhur  jeopolitisyen Spykman’in  Kenar Kuşağı. Kenar Kuşağı’nın en kritik ülkesi soğuk savaşta Türkiye’ydi. Şimdi Kenar Kuşak mücadelesi hala devam ediyor. Çünkü biliyorsunuz ABD bundan 2 yıl evvel artık dedi küresel terörle savaş mücadelesi bitti, büyük güçler mücadelesi dönemi başladı dedi. Büyük güçler mücadelesi döneminde de tekrar John Spykman’e yani Kenar Kuşak teorisine ABD’nin geri döndüğünü görüyoruz. Kenar Kuşağı konsolide ederken Kenar Kuşakta sorun çıkaran ülkeleri de zayıflatma veya Kenar Kuşağa müdahale edecek ülkeleri de konteyner dediğimiz çevreleme, kuşatma; İran gibi, Çin gibi, Rusya gibi. Şimdi Türkiye Kenar Kuşağın çok önemli bir ülkesi olarak son 70 yıl bu görevi çok iyi yaptığı için bunu kaybetmek istemiyor ama Türkiye bir yandan da şunu diyordu, Kenar Kuşakta kullanıldığını gördü. Yani Osmanlı İmparatorluğu da Kenar Kuşaktaydı, hatırlayalım Osmanlı İmparatorluğu esasında 1700’lerden itibaren ortadan kaldırılabilirdi çünkü Sanayi Devrimi’ni ıskalamıştı, sosyal problemleri vardı, pek çok askeri alanda geri çekiliyordu, duraksama hızlanmıştı. Ama tuttular, niye tuttular? Rusya’yı güneyden kuşatan bir bariyerdi ve hele hele Süveyş Kanalı açıldıktan sonra İngiltere’nin Hint Yolu açıldıktan sonra Rusya’nın güneye inmesini engelleyecek böylesine bir ucuz insan deposu herkesin işine geldi. Türkiye’yi hatırlayın çökertmediler, yani hep deriz ya 600 yıl sürdü diye 600 yıl sürmesinin temel nedeni jeopolitik ,bir kere adını koyalım. Şimdi aynı imkanı, aynı ödülü Soğuk Savaş döneminde Amerika kullandı. Ne yaptı? Dedi ki siz Ruslarla düşmansınız 13 kere savaştınız, bunlar sosyalist bunlar komünist gelirse işte düzeninizi değiştirecek, sizi dinsiz yapacak, boğazları alacaklar, Kars’ı alacaklar Ardahan’ı alacaklar diye böyle büyük bir nasıl diyeyim kamuoyu yaratma potansiyelini de kullanarak  işte Komünizmle Mücadele Derneği der ki; Fethullah Gülen biliyorsunuz onun ilk kurucularından, Türkiye’yi böyle 70 yıl bana göre soğuttular; Mustafa Kemal’den soğuttular, kendine olan güvenini kaybettirdiler Neoliberal ekonomik üretime dayanmayan tüketime dayalı ekonomiyi dayattırdılar, Pkk’yı beslediler, desteklediler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmek için kullandılar. En önemlisi laikliği sulandırarak dini siyasetin bir enstrümanı haline getirdiler, bunda başarılı da oldular. Dolayısıyla Türkiye Soğuk Savaş bittiğinde ya biz ne yaptık ? İşte bu Kenar Kuşağının önemi bunu bilmeniz açısından önemli, üstüne Türkiye Doğu Akdeniz’de Kenar Kuşağının bir üyesi olarak devam edecek, kendi çıkarları uğruna Kenar Kuşağını karşısına alacak. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye ne yaptı? Rusya’yla yakınlaştı, Çin’le yakınlaştı, İran’la yakınlaştı, Suriye için Astana sürecini başlattı, Soçi Anlaşması’nı yaptı, efendim Kuzey akım 2 Almanya’da nasıl yapılmışsa Türk akımını yaptı Karadeniz’de. Bunlar muazzam gelişmelerdi ama ne oldu bu? At gözlüğüyle bakarsan Kenar Kuşağı acayip zayıflatıyordu müdahale ettiler. Nasıl müdahale ettiler? Dolarla müdahale ettiler, Türkiye işte etrafında bir şey kuşağı oluşturdular; Doğu Akdeniz deniz yetki alanını kullanarak bir ittifaklar sistemi oluşturdular, Yunanistan’a silah yardımı, Yunanistan’a en ziyade müsaadeye mazhar öncelikli bir müttefik rolü verildi, Güney Kıbrıs’a daha bugün açıklandı askeri yardım yapılacak, askeri eğitim yardımı finans bölümü açıldı diye daha bugün az önce  Pompeo açıkladı. Yani baktığın zaman 7 ayrı blok var Türkiye’nin karşısında. Bu dediğim gibi Kenar Kuşaktan ayrılan Türkiye’yi bir nevi cezalandırmaydı. Şimdi bunu bir kenara koyalım, ikinci kuşağa geçelim. İkinci Kuşak İsrail’in güvenli kuşağı. Sadece güvenlik kuşağı, jeopolitik kuşağı çok önemli çünkü denize çıkışı olan bir kukla bir Kürt Devleti’nin kurulması İsrail’in jeopolitik teorileriyle örtüşüyor. Niye? İsrail’in periferisinde, çevresinde dost ülkeler yaratması, müttefikler yaratması ve eski düşmanlarıyla uzun süreli, kalıcı anlaşmalar yapması. Ne gibi? Camp David gibi 79’daki İsrail- Mısır Antlaşması gibi. Şimdi Mısır artık İsrail için çok büyük bir güvenlik veya savunma endişesi değil. Veya baktığımız zaman işte bu sözde kukla bir Kürt Devleti kurulduğunda düşünebiliyor musun ? Türkiye İran’dan İsrail arasında bir buffer zone, tampon bölge, Suriye’yi kuzeyden kuşatıyor, efendim İran’ı güneyden kuşatıyor, Türkiye’yi güneyden kuşatıyor ve burada gelecekte ABD üslerinin olduğunu, İsrail üslerinin de olduğunu düşünecek olursak yani Türkiye’nin Güneydoğusu’nu parçalanmasına açık davetiye. Çünkü denize çıkış çok önemli, çok çok önemli.

Eren Talha Altun -Burada bir parantez açmak istiyorum ben. Şimdi Türkiye güçlü bir ülke, ülkemiz güçlü bir ülke, ordusuyla da çok güçlü. Tüm bu olguları siz bit bütün halinde tutarak ; Birincisi Akdeniz’de Türk Silahlı Kuvvetleri olarak etkin manevra kabiliyetiyle ne kadar güçlüyüz? Bu birincisi. İkincisi Efendim, Bir de şu şekil düşünebilir miyiz? Türkiye’nin güneyine doğru inip m4 karayolunu bir hiza olarak tuttuğumuz zaman Basra Körfezi’nden itibaren Lazkiye Limanı’na kadar malumunuz bir şerit halinde burası ve buraya bir doğalgaz boru hattı da döşenip Akdeniz’e ulaşması da sağlanabilir. Ve günümüzde Libya’da yaşanan olaylara baktığımız zaman Akdeniz’in bir enerji kaynakları, yani dokunulmamış daha hiçbir parmak izi olmayan enerji kaynaklarının olduğu ve buradaki çatışmasızlık şu anda burada bir çatışmasızlık söz konusu ama karşımızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuzeyinde, şu anda da güneyinde bir Rusya Federasyonu söz konusu. Dost gibi gözüküyor ama yaptığı şeyler var. Artı biraz önce de 17. Asırdan bahsettik, Napolyon Bonapart’tan gelen belli bir süreç komutanım, çok doğru üzerinde tespit yaptınız. Şimdi birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri Doğu Akdeniz’de donanmasıyla beraber kıyaslanabilirse ne kadar güçlü? İkincisi, acaba Basra’dan itibaren Akdeniz’e bir akaryakıt koridoru hattı söz konusu mudur? Burada egemenlik sağlamak için bir Kürt Federe Devlet yapısının oluşması için Rusya ve İsrail de dahil olmak üzere biraz önce belirttiğiniz hususlar mı söz konusudur? Bu konuda sizin engin fikirlerinizi almak isteriz.

CEM GÜRDENİZ -Şöyle söyleyeyim, şu an 3 jeopolitik aks demiştim, zaten üçüncüye geldiğimde üçüncüsü enerji aksıydı. Zaten senin şimdi sorduğun da enerji jeopolitiğiyle ilgili olan bir şey. Şimdi burada önemli olan şu; büyüyen bir Türkiye var nüfusu 100 milyona yaklaşacak 21. Yüzyılın sonuna doğru, G20 üyesi ekonomisi büyüyecek, yani iniş çıkışlar olabilir bunlar önemli değil, ihtarlar gelir geçer önemli değil. Devleti büyük bir gemi olarak düşünün, bu gemi rotasında gidiyor ve güçlenerek gidiyor. Ordusunu şu an itibariyle %70 lojistiğini destekleyebilen bir Türkiye var; cephanesiyle, teknolojisiyle. Ve şu an Türkiye’yi ben şu bölgede bir tek İsrail’le kıyaslarım. Yani o da neden? İsrail’in savunma sanayinin gücü, bilimsel gücü olduğu için kıyaslayabilirim. Onun haricinde bir Yunanistan’la, bir Mısır’la, Suriye’yle, Lübnan’la falan zaten kıyaslamam ama İsrail’le kıyaslarım. Türkiye’nin bölgede dişine göre  rakibi bana göre bir tek İsrail. Veya dışarıdan ABD gelse bile onları bile rakip görmüyorum çünkü esas olan vatanın kendisidir yani bazdır temel olan alandır. Sen ana vatanındasın yani mesela şunu söyleyebilirim; Türkiye’yi şu an işgal edebilecek hiçbir güç yok dünyada. Bu kadar net söylüyorum. Türkiye’ye işgal harekatı yapabilecek hiçbir güç yok. Yani koşullar 1915 veya 1919 koşulları değil. Şimdi o koşullarda bile Türkiye, bizim en büyük gücümüz nedir? Bizim en büyük gücümüz bu toprakların çok kısa süreli işgal edilmiş olması ve bu toprakları daima bizim kurtarmamız. Yani biz bir Fransızlar gibi Normandiya’ya Amerikalıları, İngilizleri çağırmadık, İtalyanlar gibi Anzio Salerno’ya Amerikan deniz piyadelerini çağırmadık, bir Kore gibi İncheon’a çağırmadık. Anlatabiliyor muyum? O yüzden onun verdiği bu toprakların öz mülkiyet hakkı ve koruma hakkı hiçbir güçle kıyaslanamaz. Yani bundan daha büyük bir miras olamaz. Bu mirasın tabii ki bedelini çok ağır ödemiş atalarımız yani yaşamamış nesiller var. Şimdi bu dediğin sorunun cevabı olarak, bu Doğu Akdeniz’de esas sorun 2. Sevr dayatması dediğimiz esasta bu dediğin jeopolitik Doğu Akdeniz şekillenmesini bir kanser olarak düşünürsek o kanserin dışarıya vurduğu bir kötü huylu ur diyelim. Nedir bu? Yetki alanları, Doğu Akdeniz deniz yetki alanları. Burada AB ve ABD’nin Türkiye’ye bir dayatması var. Nedir bu dayatma? Sevr haritası dediğimiz harita. Türkiye’nin kabaca kendi mavi vatanından, kıta sahanlığı ve ekonomik bölgesinden kabaca 100 bin kilometre üstünde neredeyse 150 bin kilometreye yakın bir alanı bizden ne yapıyorlar? Çalıyorlar. Yani o Sevr haritası çok önemli, onu zaten vardır sizde Google’dan da bulursunuz, bu Türkiye’ye sadece Antalya Körfezi’ni bak şöyle diyeyim sana; bugün Ege’de Türkiye en fazla, bütün adaları bu Kardak benzeri Eşek Adası benzeri 153 adacıkların hepsi bizde olsun ve kıta sahanlığı paylaşımında maksimalist olalım elde edeceğimiz kıta sahanlığının alanı 60 bin kilometrekare hepsiyle, bütün Ege’de. Burada bizden çalmak istedikleri 150 bin kilometre, sorun bu. Ve bu işte zaten yani bazen oluyor ya ben hep öncelik Akdeniz, aman Ege’deki tuzaklara düşmeyin, Ege’de eğer donanma bir savaşa girer de mesela küçük bir adayı işgal ettik, Türk- Yunan savaşı başladı,  bütün gücünü Doğu Akdeniz’den çekeceksin. Şu an Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin 21. Yüzyıl jeopolitiği şekilleniyor. Libya’da Türkiye’nin bir üs alması, Libya’da etkili olması, Libya’da bir deniz üssü bir hava üssü olması, Libya’da Türkiye’ye misafir, Türkiye’nin yanında bir dost hükümetinin olması Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bu 2. Sevr’e en büyük tokadıdır bunu görmek lazım. Şimdi zaten Türkiye, Libya’daki ağırlığını bugün daha az önce Kıbrıs’ta konferans verdim, Kuzey Kıbrıs’taki Türk varlığı, Türk kolordusu, 74 Harekatı’nın yarattığı etkiye benzer bir etki yaratır. Nasıl ki Kıbrıs’ta güney kapısını emniyete aldık, Libya’da da batı kapısını emniyete alacağız. Bunu görmek lazım. Olay yani salt, efendim Libya’da ne işimiz var? Libya’daki işimiz; bu bizden dayatmayla alınacak 100 küsür bin kilometrekarenin elde tutulabilme hakkının mührü. O anlaşma 20-27 Kasım 2019 Anlaşması çok kritik Libya’daki ulusal mutabakat hükümeti ile. Yani şimdi o kadar hızlı gelişiyor ki olaylar size demin hazırlanırken yani bu sistemi kurarken mesaj üstüne mesaj;  Katar Dış İşleri açıklama yaptı, Rusya açıklama yaptı. Şu an esasta çok tarihi anlar yaşıyoruz. Yani şu an Türkiye’nin Libya’daki geleceği belirleniyor. Çünkü az önce Fransız Dış İşleri Bakanlığı, Alman Dış İşleri Bakanlığı onlar da açıklama yaptı. Türkiye’nin Libya’da etkili olmasını büyük güçler istemiyor, emperyalizm istemiyor. Çünkü Türkiye’nin denizlere hakim olması, denize çıkması, Doğu Akdeniz’e sahip olması ve uzaktan artık kendi kaderini uzaktan şekillenecek güç dikine çıkmasını kabulle edemiyorlar. Onların istediği şuydu; Atlantik sistem biz ne dersek o olur, senin kaderin Berlin, Londra, Washington, Paris’te yapılır. Sen kimsin? Sen Bon Pour Lorient’sin sen doğu için, seni vururuz dediğimizi yap. Bu dönem bitti. Bu dönem AKP ile de olsun olmasın bitti. Yani diyelim ki Türkiye’ye yeni iktidar geldi, Atlantik yalnız. Kamuoyu artık kabul etmez. Kamuoyu artık 100 yıl sonra yanlışı gördü, öyle uslu çocuk olmakla Türkiye kazanmıyor. Kıbrıs’ta da uslu çocuk olmadık üstüne ambargo geldi, Ermeni terörü geldi, Türkiye’yi iç savaşın eşiğine getirdiler, üstüne 40 Cent’e muhtaç hale getirdiler ama Türkiye Kıbrıs’tan vazgeçmedi. O yüzden jeopolitik çıkarları biz kendi neslimiz için istemiyoruz, ben şimdi 62 yaşında tekneme atlayıp dünyayı gezmeye gidebilirim ama torunuma ve çocuğuma benim güzel bir ülke bırakmamız lazım bize bırakıldığı gibi. Bedel ödedik, üç buçuk yıl hapis yattım işte ama orada bile kitap ürettik, fikir ürettik, makale yazdık. İşte şimdi de bakın bugün gider şimdi akşam yemeğini yer viskimi içerim, hayır sizlere anlatıyorum, Kıbrıslılara anlattım, yarın iki ayrı yere. Bunu hepiniz anlatmalısınız. Gençlik özellikle mavi vatana sahip çıkmalı ki gelecek kuşaklar o mavi vatanın getireceği zenginlikten ve savunma olarak uzaktan savunmadan yararlanabilsin. Yani ilk sorunun cevabı bu.

CEM GÜRDENİZ -Gençlik her şeydir. Zaten Eren arayıp gençler adına söylediği için inan bana gençler nereden isterse bağlanıyorum ben çünkü onların öğrenmesi lazım. Bize bunları kimse anlatmadı, biz kendimiz öğrendik, onu söylüyorum.

EREN TALHA ALTUN– Teşekkür ederim. Sorumu yönelteyim o zaman sizlere. Sayın Gürdeniz, deniz kuvvetlerimiz son yıllarda Cumhuriyet tarihimizin en büyük tatbikatlarını gerçekleştirmektedir. Sizce burada Türk Silahlı Kuvvetleri dünyaya ve küresel güçlere hangi mesajları vermektedir? Bu tatbikatlar egemenlik sahamızı genişletmeye yönelik midir? Yoksa caydırıcılık amaçlı mıdır?

CEM GÜRDENİZ -Eren demin sana söyledim, bizim bir mavi vatanımız var. 32-16-18 boylama 33-40 enlemi, bunun arasında kalan 180 bin kilometrekarelik bir alandan bahsediyoruz. Bizden çalmaya çalıştıkları 100 küsür bin kilometrekare, verdikleri 41 bin. Şimdi Türkiye esasında ikinci bir Misakı Milli Mücadelesi veriyor. Bu neredeki Misakı Milli? Denizli’deki. Türkiye şunu da yapabilirdi zayıf bir ülke olsaydı, baskılara dayanamayıp; e ne yapayım kardeşim yani dolar olmuş 100 lira bilmem ne, ben boyun eğiyorum diyebilirdi. Ama Türk tarihinde böyle bir şey yok. Türkler vatanları söz konusu olduğu zaman savaşan bir ulus, vazgeçmez. Bırak onu, Kıbrıs için de yani Kıbrıs 40 mil ötemizde olduğu için o günün koşullarında, bak 64’te o kadar esasında naif, saf bir ırkız ki, o kadar iyi insanlarız ki 1964’te Kıbrıs’ta Türkler katlediliyor, Deniz Kuvvetleri’nin çıkarma gemisi yok, amfibi taburu yok. Amerikalıların 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yüzlerce çıkarma gemisi var, Türkiye’ye teklif ediyorlar almıyor Türkiye. Ne yapacağım ben bunu diyor. Bak iyi niyeti görüyor musun?

EREN TALHA ALTUN– Evet komutanım.

CEM GÜRDENİZ- Ben iyi niyetli değilim, yani iyi niyetten kastım şu; gelecek kuşakların çıkarını düşünmemiz lazım. Jeopolitik çıkarlar sadece korunmaz, jeopolitik çıkarlar aynı zamanda geliştirilir. Efendim ben jeopolitik çıkarımı koruyorum. O zaman söyleyeyim Türkiye’nin belki gelecekte Yunanistan masaya oturmaya tamam teslim oluyorum, seninle masaya oturuyorum diyeceği bir an var çünkü Türkiye onu yapıyor. Çünkü deniz yetki alanları ben istedim oldu ile olan bir şey değil, karşılıklı olacak. Şimdi Türkiye bugün çok güçlü, o sahayı dikte ediyor, empoze ediyor, gidiyor oraya Fatih’i gönderiyor petrolü çıkarıyor. E yarın Türkiye güçsüzleştiği anda o donanmasıyla geliyor. O zaman neye ihtiyaç var Eren? Bir anlaşma yapmaya. Önemli olan diplomatik masaya oturabilmek savaşmadan. Eğer biz Yunanistan’ı savaşmadan diplomasi masasına getirip bizim istediklerimizi maksimum şekilde alabiliyorsak işte o zaman en büyük devlet, en büyük Amiral, en büyük General sen olursun. Çünkü en büyük kahraman kan dökmeden zafer kazanandır. Tamam mı?

EREN TALHA ALTUN– Evet komutanım.

CEM GÜRDENİZ- Evet, bizim yaptığımız doğru. Şu an Türkiye ne yapıyor? Gambot diplomasi yapıyor, niye? Şu an Doğu Akdeniz çanağındaki en güçlü donanma, Akdeniz’deki en güçlü denizaltı filosuna sahip. Şu an Doğu Akdeniz’de krizlerle en çok boğuşan, en tecrübeli donanmalardan biri. Allah nazarlardan saklasın. Bir de tabii ki 3 tane darbe yemiş donanma bak Gölcük depremini yemiş, bizim başımıza gelen Fetö darbesini yemiş, işte Balyoz, Ergenekon bir gecede 53 amiralin 15’ini kaybettik, üstüne üstlük bir de Fetöcüler geldi onlar devlete darbe yaptı ve ona rağmen bu kadar insan kaybına rağmen donanma 5 aydır Libya açıklarında ve hiçbir Covid-19’a rağmen hiçbir ara vermeden müthiş başarılı ve Atmaca füzesini yaptı, efendim kendi milli denizaltısı projesini başlattı, aynı anda şu an 4 denizaltısı inşa halinde olan dünyadaki tek devlet. 4 denizaltını aynı anda inşa ediyoruz. Efendim Genesis’leri, Advent’leri yaptı, milyon satır software’ler, efendim Milgem’i yaptı, İ Sınıfı Fırkateyni yapıyor, Anadolu’yu sivil bir tersane yapıyor. Düşünebiliyor musunuz? Sivil tersane 30 bin tonluk gemi yapıyor. Şimdi bunlar sıradan şeyler değil. İHA teknolojilerinde aldı başını gidiyor dünyanın ilk beşine girdi, Libya’da kaderi değiştirdi İHA teknolojileri. Bunları anlatırken gurur duyarak anlatıyoruz. 84’ten beri PKK ile savaşa savaşa ölmesini bilen bir ordu oldu, ölmesini ve öldürmesini. Şimdi en zor şey çamurda savaşan adam. Amerika niye kaybediyor? Çünkü çamurda savaşacak adamı yok  çünkü genlerinde yok ama Türk halkı bin yıldır savaşıyor. Yani Anadolu coğrafyası kolay bir coğrafya mı? O bakımdan Türkiye’nin 21. Yüzyılda umutlu olması için çok neden var. Yalnız sizlerin dediğim gibi jeopolitik endoktrinasyonu iyi bilmeniz lazım. Şu an mavi vatan o sınırlarını çizdiğimiz alan Misakı Millidir. Türkiye onu koruyor.  Bunun ekspansiyonizmle, irredantizmle veya revizyonizmle, emperyalizmle veya bana göre yeni Ottomancılıkla, neo- ottomanizmle hiçbir ilgisi yoktur. Siyasi iktidarın bir kısmı onu öyle kullanabilir. Hayır gerçek realist jeopolitik, şu an Türkiye’nin bir yarımada devleti olarak muazzam büyük bir savunma içinde olduğunu gösteriyor. Ama savunma nereden başlar? İleriden başlar, yapılan odur yani.

EREN TALHA ALTUN– Evet komutanım, teşekkür ediyorum. Diğer bir sorumuza geçelim o zaman. Sayın Gürdeniz, TCG Anadolu ismiyle inşa edilen ve uçak gemisi olarak adlandırılan bu projenin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne nasıl bir katkısı olacaktır? Bundan sonraki savunma konseptlerimizde uzak denizlere açılmak gibi planlarımız var mıdır?

CEM GÜRDENİZ- Şimdi bu geminin planlanmasında, kuvvet planının alınmasında üç dönem ayrı plan prensipler başkanı olduğum için benim de sorunum olduğu için bunu gururla söylüyorum; biz bunu ilk planlarken Lpd değildi yani Landing platform yoktu. Daha sonradan f-35’lerin alınması söz konusu olunca deniz kuvvetleri olarak biz de istedik ve gemiyi bir anda Lpd’ye çevirdik. Yani Landing Helicopter Dock, yani bir pisti olacak, Ski Jumpı olacak, hem helikopter alacak hem de dikine kalkan inen uçaklar alabilecek şeklinde ve şu an Anadolu o şekilde biliyorsun inşa ediliyor. Ben tabii artık insanlı uçak döneminin kapanacağını düşünüyorum. Bu geminin de en az 50 yıl hizmet yapacağını düşünerek Türkiye’nin çok önceden daha ben Hasdal’da hapisteyken o zaman yazdığım yazılarda, makalelerde Türkiye’nin artık unmanned combat aerial yani insansız muharip savaş uçağına geçmesi ve bu uçak bu platformlarda bu tip uçakları kullanması çünkü f-35’lerin verilmeyeceği 15 Temmuz’dan sonra da belli oldu. Ben başından itibaren hep bunu savundum. Yani Türkiye nasıl ki insansız hava aracında Milgem’de bir kuantum sıçraması yaptı kimsenin beklemediği bir anda bu iki platformu üreterek Pakistan’a 4 tane şu anda ne satıyoruz? Milgem satıyoruz. Muazzam büyük bir başarı bu. Yani Fransa’yı bize düşmanlaştıran en önemli nedenlerden biri de o çünkü Pakistan’daki Fransa pazarını aldık biz. Şimdi dolayısıyla Türkiye’nin böyle bir gemiyi her ne kadar İspanyol Navantia’nın  Juan Carlos dizaynı olmasına rağmen kendi imkanlarıyla neredeyse %70’e yakın milli malzeme kullanılarak yapılması çok büyük bir başarı. Gemi zaten testlerine de başladı. Şimdi burada önemli olan bunun üzerinde kullanılacak olan hava aracıydı. Burada duyduğum silahlı gelişmiş insansız hava araçları düşünülüyor, çok doğrudur. Çünkü Türkiye kendini ispat etti. Düşün şu an Libya’da o şeylerin yaptığı insansız hava araçlarının Libya’nın kuzeyinde bulunan bu gemiden böyle akın akın insansız hava araçlarının hedeflerine kuzey sektörden yaklaştığını düşün. Yani bütün dengeleri bozar.

Eren Talha Altun: Komutanım , bir parantez açmak istiyorum ben, çok özür dilerim. Şimdi biraz önce tabii ki ülkemizin Türk Silahlı Kuvvetleri çağın teknolojisini hatta ileriyi takip etmek zorunda, yapmak zorunda. Milli olması bizim için çok önemli, %60’ı milli bir gemi. Geçen haberlerde de takip ettiğimiz, gazetelerde de takip ettiğimiz bir olgu. Şimdi efendim, f-35’ler karşısında bizim bir S-400 duruşumuz vardı. Size gelen kaynaklarla beraber şimdi S-400’lerin bildiğim kadarıyla kurulmuş, aktif olması söz konusuydu. Ama şu anda öyle bir şeyde ki S-400’ler konusu, hiç haber alınmıyor. Ne yapılıyor? Ne ediliyor?

CEM GÜRDENİZ- Az önce Aydınlık’ın internet sitesindeki haberini söylüyorum. Ben dün bu haberi İngilizce kanalları takip ediyorum, Bulgarian Military in Us’tan aldım, kuruldu diyor Romanya’ya intikal eden Amerikan uçakları da tracklandı diyor. Bugün şeyden sonra girersen Aydınlık’ın internet sitesine ilk haber olarak gir. Ben bir kere şöyle söyleyeyim; Türkiye’yi hala ben 7 yıl ABD’de ve NATO’da çalıştım, hem Avrupa’da hem Amerika’da. Oradan gemi getirdim, çok iyi biliyorum Avrupa’yı. Onların üniversitelerinde hem Avrupa’da Brüksel’de hem Amerika’da masterım var. Onların hocalarını, düşünce yollarını da biliyorum. Bir kere onların hastalığı şudur; Türkiye’yi Bon Pour Lorient görürler, Doğulu. Biz Mustafa Kemal’in kurduğu devletin fertleriyiz yani 1919, 1923 şartlarında emperyalizme kafa atmış bir ulusun çocuklarıyız. Bir kere öyle görmemeyi öğrenmeleri lazım. Öyle Johnson mektubuymuş, Tayyip Erdoğan’a Trump’ın mektubuymuş veya Obama’nın elinde beyzbol sopasıyla konuşmasıymış onların o hakaretleri, o muhatap devlet başkanımıza değil hepimize. O bakımdan biz de onları görürken Mustafa Kemal’in bunlara attığı tokadın gücüyle hareket etmemiz lazım. Veya 18 Mart 1915’te 4 saat arayla 2 gemi batırdığımızı hatta 6 gemiye hasar verdiğimizi düşünerek, 16 Ocak 1916’da arkalarına bakmadan bir gece içinde Çanakkale’den kaçar gibi çekildiklerini düşünmemiz lazım. 55 parça gemiyle 13 Kasım’da geldiklerinde Atatürk’ün ‘’Geldikleri gibi giderler.’’ deyip hakikaten dediğini yaptırması, bizim güç alacağımız çok şey var ama Atlantik eroinmanı bizi o kadar değiştirdi ki 70 yılda kendine güvenmeyen, tarihinden güç almayan böyle ne olduğu belirsiz birtakım kitleler çıktı. Bunu önlememiz lazım., kendimize güveni tekrar sağlamamız lazım. S-400, ya bir ülke düşünsene 15 Temmuz gecesi seni adam saatlerce bombalıyor ve senin onu indirecek hiçbir füze sistemin yok. Yani bıraktım düşmanı, tamam mı?

EREN TALHA ALTUN– Kendi içimizdeki düşmanlar.

CEM GÜRDENİZ- Kendi içimizdeki düşmanı durduramıyorum ben ya. Yani evine hırsız giriyor tamam mı? Senin kapının kilidi yok, evinin alarmı yok, silahın yok. Herif dolaşıyor dolaşıyor tesadüf eseri çekip gidiyor. Şimdi bu kabul edilemez ve ben en çok şuna üzülüyorum; böyle etkin bir hava savunma sistemi alıyorsun, adamlar çalışmasın bunlar monte edilmesin diye neredeyse yalvarıyor. Ve diyor ki Amerika’dan iste. Yahu bu Amerika senin canını okumuş, zaten Fetö dediğimiz belayı başına bu getirmiş, harekat oradan koordine edilmiş, adam Nato’yu, İncirlik’i kullanmış. Yani bu kadar kötülükler var, PKK’ya silah veriyor, Libya’da beraber çalışalım diye bir gün bakıyorsun defense and progression çıkıyor onun içerisinde 67 milyon dolar PKK’ya diye. Ya böyle bir ülke olur mu? O bakımdan Türkiye’nin artık realist, gerçekçi efendim ayakları yere basan ve bu Atlantik zehrinden uzak, kendi ulusal çıkarlarını her şeyin üstüne koyan bir yöneliş. O yüzden gençler çok önemli, o yüzden gerçeği arayın diyorum, o yüzden her okuduğunuzda iki kere düşünün. Çünkü sosyal medya da şu an çok şey yapıyor. Efendime S-400’ler alındı geri iade edilecek, S-400’leri o zaman devlet niye alsın? 2 milyar doların bunun hesabını verecekler var yani. Böyle bir şey yapıyorsan mutlaka sonunda hesabını verirsin. Bu kadar da küçük bir muz cumhuriyeti değil Türkiye. O bakımdan ben Bulgarian Military İn Us haberine inanıyorum. Silahı alıyorsam, o silah duruyorsa kullanalım. Yani en azından onun varlığı bile şu an Yunanistan’ı, ABD’yi, İsrail’i tedirgin ediyor.

Eren Talha Altun :- Caydırıcı. Efendim, biraz önce 150 bin kilometrekarelik bir olgudan bahsettiniz Akdeniz’de. Ve emperyal olan veya emperyalizme hizmet eden, onların değirmenine su taşıyan devletlerin bizim hakkımız olan 150 bin kilometrekarelik bir alana konuşlanıp, yeri gelirse buranın yer altı zenginlikleri ondan sonra bunlara sahip olma yönünde ilerlediklerini ama bizim  buna mani olduğumuzu söylediniz. Şimdi efendim, Mısır ve Suriye’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak sorunlu günler yaşıyoruz.  Hani bize de karşı oldukları için söylüyorum bunları dış siyaset bağlamında. Şimdi sorunlu bir siyaset var ise Mısır ve Suriye’de, Doğu Akdeniz’deki yani tekrar bir cephe açmak, cepheleri çoğaltmak, 19. Asır Osmanlı Devleti’nin içerisine düşmüş olduğu Abdülhamit Han-ı Sani’nin düşmüş olduğu hatalar gibi ileride bize ters dönecek bir etkiye sebep olabilir mi?

CEM GÜRDENİZ-Bu dönemi şöyle kıyaslayamam; Abdülhamit’in savunma sanayi yoktu, gelişmiş bir ordusu yoktu hep yenilgi üstüne yenilgi almışlardı. 93 Harbi’nde çok geri çekilmişlerdi, çökmüştü ordu yani. Çarlık Rusya’sı Romanov sülalesiyle birlikte Osmanlı hanedanı birbirinden nefret ediyordu. Şu an esasta şartlar Kafkas Seddi dönemine, Kafkas Seddi’ni duymuşsunuzdur Mustafa Kemal’in kırılmak mecburiyetindedir diye. Atatürk Muş cephesinde savaştı, Ruslarla ittifak yaptı Kafkas Seddi’ni kırmak için. Hatta onların güvenini kazanmak ve onlardan 100 bin ton cephaneyi alabilmek için Batum’dan vazgeçti, Azerbaycan’dan vazgeçti ama karşılığında Anadolu’nun bütünlüğünü sağladı. Strateji ve jeopolitik denge oyunudur. Ben şu anki iktidarın yerinde olsam bunu her yerde söylüyorum asla ve asla Mısır ve Suriye ile dini ideolojik dış politika temelli davranmazdım. Yani Müslüman kardeşler veya yok efendim onlar elevay, İran’a yakın, Şii’ye yakın. Çünkü bu zaten emperyalizmin empoze ettiği şeydi. Emperyalizm 2. Dünya Savaşı’ndan önce daha 1.Dünya Savaşı’nda dini kullanarak bölmüştü. Yani din, bölmeye en müsait olan olgudur aynen ırk gibi. Bunları aşmak mesela Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda cihad ilan etti mi? Etmedi.  1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı hükümdarları cihad ilan etti ama işe yaradı mı? Yaramadı cihada rağmen değil mi? 1. Dünya Savaşı’nda Hint askerleri, Müslüman Hint askerleri Türklere karşı savaştı ya. Mısırlı askerler Türklere karşı çünkü Mısır’ın kolonisiydi o dönemde. 600 bin asker alıyorlar Mısırlılardan, daha bile fazla düşünebilir musun? Bunların yarısı da dönmüyor başka cephelere de götürüyorlar Avrupa cephelerine de, İngilizler ucuz kan kullanıyorlar. Şimdi Türkiye o yüzden şeyde dostluk, düşmanlık yoktur jeopolitikte çıkar vardır. Türkiye’nin karşısında eğer bir koalisyonlar, ittifaklar dengesi varsa senin de koalisyon ittifak dengesine gitmen gerek. Atatürk onu yaptı. Atatürk mesela toplumu böldü mü? Dindarları efendim dini en uçta yaşayanları bile yanına aldı bir yumruk oldular değil mi? O dönem çok önemliydi. Sakarya’ya giderken Türkiye bütün gitti ona rağmen pek çok kaçak oldu İstiklal Mahkemeleri niye kuruldu? Kaçakları önlemek için. Şimdi dolayısıyla bugünkü pozisyonu tabii ki o dönemlerle kıyaslamıyorum. Türkiye çok güçlü. Yani bu gücünü Türkiye diplomasiyle ve uygun dış siyasetle çok daha dengeli hale getirebilirdi. Bana göre AKP’nin en büyük hatası Müslüman kardeşler olayında Türk dış politikasını bir kan davasına dönüştürerek Mursi’nin gitmesine, devrilmesine efendim benzer şekilde Suriye’de çok iyi giden dostluk ilişkilerini sırf emperyalizmin empozesiyle bir anda Esat’ın Esat olması, ben bunları eleştiriyorum açık açık da söylüyorum yani. Ben vatandaş olarak eleştiri hakkımı kullanıyorum. Benim şu an gücüm olsa ilk yapacağım iş, Suriye ile ve Mısır’la ideolojik temelde kamplaşmayı bitiririm. Suriye’nin bütünlüğünü sağlayacak fırsatları ortaya çıkarırım, Esat’la da anlaşmaya çalışırım şahsen. Sisi ile de aynı şekilde Sisi’nin Libya’daki Müslüman kardeşler örgütünün çöl üzerinden Mısır’a yaptığı terör saldırılarını veya diğer 5. Kol faaliyetlerinin önlenmesi için de yollar ararım. Çünkü her ülkenin çıkarlarını anlamamız lazım. Biz bugün nasıl PKK konusunda Amerika’ya karşı hassasız veya daha Kuzey Irak’ta daha geçen aydan beri harekat yapıyoruz. Diğer ulusların da kendi iç bütünlüklerini korumak için kendi üniter yapılarını, kendi ulus devlet yapılarını korumak için yaptığı gayretlere de Türkiye’nin saygı göstermesi gerekir. Unutmayalım ki Türkiye’nin Anayasası laik bir anayasadır. Laik anayasası olan bir ülkenin dış politikası laik bir dış politika olmalıdır kalkıp yani dinsel ideolojilere göre kamp seçmemesi gerekir. Doğru taraf neyse orası ha yarın öbür gün Libya’da Müslüman kardeşlerle atıyorum cihad ister apayrı bir grup olur ama içlerinde en doğru olan Türkiye’nin çıkarlarına en yakın olanı savunursun, ama bunu savunurken de dini öne çıkararak değil, ülke kimliğini öne çıkararak.

EREN TALHA ALTUN– Komutan ben size son olarak şunu sormak istiyorum, benim sorum; Biliyorsunuz genelde deniz mücadelesi denince aklımıza Ege ve Akdeniz’deki mücadeleler geliyor. Karadeniz’de de böylesine bir deniz hakimiyet mücadelesi var mıdır? Orada neden birçok tatbikat haberi duymuyoruz? Nato’nun Karadeniz’de etkili olmamasından dolayı mı kaynaklanıyor?

CEM GÜRDENİZ- Birinci nedeni, Türkiye jeopolitik refleksleri güçlü bir ülkedir. Türkiye Soğuk Savaş döneminde esasında Soğuk Savaş kampına itilen bir ülkedir. Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Atlantik cephesine girmesine ihtiyacı yoktur. Türkiye Finlandiya modelini benimseyebilirdi, tam bağımsız bir ülke olarak kalabilirdi. Ama o dönemde size demin başta söylediğim Kenar Kuşağı çok kritik bir coğrafyada olması nedeniyle ABD ve İngiltere tarafından itildik biz buraya, resmen itildik.  Dolayısıyla Türkiye tabii burada İnönü’nün politikalarının da çok büyük etkisi var. İnönü, Atatürk gibi devrimci karakterde bir lider değildi. Atatürk’ün ikinci adamıydı, Atatürk düşünür o sadece icra ederdi ama düşünce ortadan kalkıp İnönü düşünceyle karşı karşıya kaldığında Atatürk’ün ne hızına ne çapına yetişemedi. Dolayısıyla Türkiye’nin Atlantik kampa itilmesinde çok büyük rolü var bunu açıkça söyleyeyim. Metin Aydoğan’ın İnönü kitabını okumanızı tavsiye ederim. Burada şunu gördük, Türkiye kabaca bir 1938, 20 yıl önce kendine işgale gelen, kendini parçalamaya gelen Çanakkale’yi yerle bir eden gruba 1939’un Temmuz’unda gitti 3’lü ittifak yaptı. Şimdi bu affedilebilir bir şey değil. Mustafa Kemal hayatta olsaydı mümkünatı yoktu. Tevfik Rüştü Aras, tasfiye edilmeseydi mümkünatı yoktu. Bu kadar net söylüyorum. Çünkü o Türkiye’nin o dönemdeki Türkiye’nin, İtalya’nın Türkiye’ye o dönemde tehdit olması kolay  bir şey değildi çünkü zaten mihver devletlerle diğer ittifak devletler arasındaki ayrışma çok güçlü oluyordu. Türkiye kendi konumunu koruyabilirdi bunu yapmadı. Savaşa girmemek büyük bir marifettir, tebrik ediyorum büyük bir devlet adamlığıdır. Ama savaş sırasında akıl almaz zikzaklar yaptı. İlk başta Almanlara çok yaklaşıldı daha sonra Almanlar Rusya’ya hücum edince derhal Rusya tarafına dönüldü, Rusya tarafına döndük Rusya Almanlarla savaştan sonra Berlin’e girdiklerinde çok gizli evrakların arasında Almanlarla Türklerin yaptığı, özellikle Türki Cumhuriyetlerde, Orta Asya Cumhuriyetlerinde birtakım planlar ortaya çıkınca tabii işler çok karıştı. Dolayısıyla Türkiye, ABD’nin ve İngiltere’nin çıkarları uğruna Rusya’ya itildi. Şimdi Türkiye’deki aklı başında Mustafa Kemal siyasetini veya Tevfik Rüştü Aras ekolünü devam ettiren ekoller de vardı, onlar da dedi ki madem Nato’ya girdik Karadeniz’de Rusya’yı ürkütecek, Rusya’yı Türkiye’ye daha da düşman edecek davranışlara girmeyelim dendi. Niye? Çünkü 62’de o iki uçağı düştü biliyorsunuz, o iki uçağı Türkiye’den hareket etmişti ve Türk Başbakanı’nın haberi yoktu o iki uçağının Türkiye’den kalktığından. Veya Küba füze krizi değil mi? 62’de Jüpiter füzeleri var, Türk kamuoyunun haberi yok Türkiye’de nükleer füze olduğundan. Yani bizi resmen 51. Eyaleti gibi kullanmışlar ve Türk devlet adamları, Türk askerleri de buna izin vermiş. Yani ben, benim neslim olarak asla affetmiyorum yani eleştiriyorum. Ya burası muz cumhuriyeti mi? Sen Mustafa Kemal’in kurduğu bir ülkesin. Bu kadar laçkalık nasıl olabilir ya? Ya suça kalkacak haberin olmayacak düşünce ortaya çıkıyor ve Jüpiter füzeleri gelecek ve senin adına Amerika’da Rus Büyükelçiliğiyle Amerikan Dış İşleri bir kafe köşesinde pazarlık yapacak ve sen pazarlığın unsuru olacaksın. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil. O bakımdan Türkiye doğru olanı yapmıştır, almıştır dersini. Bir tane bile Nato tatbikatına ev sahipliği yapmamıştır Türkiye Karadeniz’de. Ve bugün Türkiye’nin mavi vatanındaki en önemli, en eski anlaşma 80 yılındaki Kıta sahanlığı Sovyetler Birliği’yle, 87’deki de münhasır ekonomik bölge. Kimle yaptık? Sovyetler Birliği; Romanya, Bulgaristan. Bak niye bunu söylüyorum? Savaşacağımız ülkelerdi, Varşova Paktı’ydı. Ama hiçbir ne deniz yetki alanı sorunu oldu ne efendim bir tek Bulgaristan’da bir yan sınır oldu onu da hallettik. Nasıl oldu bu iş? Onu demek istiyorum yani Türkiye şu gerçeği asla unutmamalı, unutmadı da ; biz eğer 1921’le 1922 Ağustos’u arasında 300 bin ton cephane Novorossiysk’i, Soçi üzerinden Trabzon ve İnebolu’ya Samsun’a gelmeseydi biz bugün zaten burada yoktuk. 300 bin ton cephane geldi. Demir oradan geldi, kan nereden geldi? Bizim Mehmetçikten, Türkiye’den geldi. Demirle kanı buluşturan Mustafa Kemal’in dahi aklı oldu çünkü Türkiye’ye cephane gönderecek Akdeniz kuşağında tek bir ülke yoktu. Doğusunda Ermenistan vardı, önce Ermenileri hallettik. Ermenileri halletmemizin temel nedeni neydi? Ruslarla yaptığımız anlaşmaydı. Ruslar yeşil ışık yakmasa Ermenileri halledebilir miydik? Hayır. Hallettik, Gümrü Anlaşması oh dedik orayı sınırı kapadık. Arkasından Rusya cephaneleri göndermeye başladı, arkasından Fransa’yı Urfa’da dövdük, Gaziantep’te dövdük, Kahramanmaraş’ta dövdük. Arkasından ne geldi? Ankara Anlaşması geldi. Değil mi? Arkasından sıra kime geldi? İngilizlerin vekili Yunanlılara. Onlara da bir dayak atıldı, adamlar başbakanıyla, 7 generali idam etti daha ne olsun. O bakımdan tarihimizi iyi bilelim, kendimize güvenelim. Bugün Türkiye’nin Karadeniz’de ne deniz yetki alanı sorunu vardır ne de Rusya’yla deniz rekabet sorunu vardır. Çünkü böyle bir rekabete girmeyeceğini Türkiye bilir. Karşımızda nükleer bir güç var. Eğer böyle bir nükleer güç varsa ve Türkiye’yle bu kadar çıkarları örtüşen ne yapmamız lazım? Ortak alanları bulup bunların örtüşenlerini arttırmamız lazım. O yüzden doğalgaz doğrudur, turizm anlaşması doğrudur, S-400 doğrudur, bana göre doğrudur. Asla Atlantik tuzaklarına düşmememiz lazım. Bugün için Atlantik’in 1 numaralı görevini söyleyeyim; Türkiye ile Rusya’yı savaştırmak. Bu dediğimi unutmayın. Bu tuzağa ama artık Türkiye düşmez. Fetö döneminde o uçağı düşürdük, o hatayı yaptık artık bir daha bunu yapmaz diye düşünüyorum. Rusya’daki Atlantikçilere de mesajım; Rusya’daki Atlantikçiler de hadlerini bilmeli çünkü onlar Amerikalılardan daha çok Amerikancı. Rusya’yı Türkiye’ye karşı kışkırtıyorlar ama Putin bana göre akıllı bir adam, jeopolitiği çok iyi biliyor istihbarat kökenli olduğu için de dengeleri çok iyi kolluyor ve onun da geçtiğimiz Temmuz’da referandumla süresinin uzatılması, yeniden başkan seçilmesi için anayasa değişikliği yapılması bence Türkiye’nin çıkarınadır. Eğer o gidip Medyedev gibi bir Atlantikçi gelirse Rusya’yla biz tekrardan kriz dönemine gireriz diye düşünenlerdenim.

Eren Talha Altun : Doğu Akdeniz’in zerresine dahi jeostratejik olarak da fikir olarak da hakim olan bir kişi olarak bu arkadaşlarımızın, hocalarımızın ve ben de dahil içlerinde ‘’ya şuraya dikkat edin bakın bu çizgiyi takip edin ileride şurada şu olabilir.’’ diyebileceğiniz önemli iki üç nokta var mıdır?

CEM GÜRDENİZ-Meis’ten çıkacak çıkarsa problem bir. İki, Kıbrıs’taki ekim seçimleri çok önemli. Ne olursa olsun Kıbrıs’ta gelecek yeni iktidar asla ve asla federasyonu tartışmamalı. Federasyon olursa biteriz, bu kadar net söylüyorum. Mavi vatan da biter, Kürdistan denize çıkışı olan Kürt projesi de biter aleyhimizde olur. İkinci konu bu. Üçüncü konu, Türkiye’deki kutuplaşmaya izin vermeyin. Bazen haddini bilmezler Türkiye muazzam bir iç hesaplaşmaya gidiyor, çok işte şöyle olacak. Sakın ha Türkiye asil bir devlettir. Ne olursa olsun halkı birbirleriyle en zor koşullarda bile anlaşabilme yollarını açık tutan bir ülkedir. Nefrete izin vermeyelim, asla nefret söylemine girmeyelim. Türkiye bunu hak eden bir ülke değil, Türkiye huzurlu, refahlı ve gençleriyle mutluluğu hak eden bir ülke. Bu zor dönemler geçecektir, ekonomik krizler mutlaka önümüze çıkarılacaktır. Gençlerimizin, torunlarımızın iyi yaşaması için bunlara da katlanmamız gerekir. Benim şu an aklıma gelen dediğim gibi Meis, Kıbrıs seçimleri bir de Türkiye’deki kutuplaşma. Tabii ki Kanal İstanbul ona hiç değinmedik. Asla yapılmamalı. Çünkü Montrö rejimini çok tehlikeye atar. Ben yapılacağını zaten sanmıyorum, büyük bir rant projesi olduğunu düşünenlerdenim. O yüzden rant projesi yapmak istiyorlarsa yapsınlar evleri, siteleri hatta süs havuzu gibi o kanalları da açsınlar. Ne güzel halkımızın suyu sevmesi güzel, deniz manzarası güzel ama asla Montrö’ya zarar verecek bir aşamaya gelmemeli. Bir de tabii son noktayı da söyleyeyim, gençlere söylüyorum; Türkiye’yi denizcileştirmemiz lazım. Türkiye’nin denizcileşmesinden kastımız önce bu size deminden beri anlattığım deniz jeopolitiği kavramını çok iyi benimsemeniz lazım, daha sonra denizi sevmeleri lazım, deniz sporlarını sevmeleri lazım, gemiciliği sevmeleri lazım, herkesin bir tekne sahibi olmayı hedeflemesini, amatör denizci olmayı, amatör balıkçı olmayı hedeflemesi lazım. Bir Japon yılda 90 kilo balık yiyor biz hala 7 kilo yiyoruz. Özetle denizci olmamız, denizi sevmemiz lazım. Eğer Türkler denizci olup bir de Mustafa Kemal’e biraz daha yaklaşırlarsa emin olun kimse tutamaz. Bu kadar net söylüyorum. Hepinize teşekkür ederim.