Röportajlar 0

Dursun Çicek Röportaj

Eren Talha Altun : 25 ve 26. Dönem İstanbul Milletvekili Sayın Dursun Çiçek hocamız, efendim hoş geldiniz. Bugün gündemle alakalı ve daha önceki tarihlerde yaşanan hususlarla alakalı olarak  sizlerle kısa bir mülakat yapacağız. Türkiye gerçekleri üzerine olacak ve bildiğiniz hususlar olacak efendim. Ve tekraren programımıza katıldınız, teşekkür ediyoruz. Nasılsınız öncelikle iyisiniz inşallah?

DURSUN ÇİÇEK-Çok teşekkür ederiz, bu vesileyle tanışmış olduk. Bu imkanı verdiğiniz için sizlere, değerli izleyicilere şimdiden sevgiler saygılar sunuyorum, başarılar diliyorum.

EREN TALHA ALTUN– Teşekkür ederiz. O halde ben bir soruyla başlayayım, ilk soruyu ben sormak istiyorum. Şunu sormak istiyorum Sayın vekilim öncelikle; 2008 senesinin Nisan ayında Taraf Gazetesi’nde yayınlanan Mart 2006 tarihli Sivil Toplum Kuruluşları andıcının size ait olduğu iddia edilmişti. Sizinle ilgili bu dava süreçleri sanırım bu şekilde başlanmıştı. Öncelikle bize o dönemlere ilişkin ne anlatmak istersiniz? Halen o günlere ilişkin söylemek istedikleriniz nelerdir?

DURSUN ÇİÇEK– Şimdi yaklaşık aradan 12 yıl geçmiş, bu bir FETÖ operasyonu veya emperyalist güçlerin kullandığı devlet içine yapılanmış bir örgüt operasyonu oldu. Artık Türkiye’nin tamamı tarafından kabul edildi firar eden Fetöcüler hariç. Dolayısıyla tarafın proje olduğu zaten yasal olarak da tespit edildi. Bütün sorumluları yargılanıyor, biz de davalarda katılımcıyız. Hukuk önünde hesap soruyoruz. O yayınlar aslında daha sonraki adımlar için algı yaratmak, kamu algısı yaratmak için başlatılmış ve o da sahte aralarına serpiştirilmiş ama suç unsuru içermeyen gerçek bilgi ve belgeler de koyarak bu işlerde uzman yetişmiş elemanları olan, derinliği olan istihbaratın eğittiği siyonizmin bütün tekniklerini kullanan bir örgütün ne yazık ki önce Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve sonra Türkiye’ye, hükümete karşı bir hain girişimi olduğu ortaya çıktı. Tabi bunu anlatmak için çok uğraştık, başlangıçta anlatmak için çok uğraştık çünkü 2008-2009’da o gerçekleri özellikle siyasi iktidar anlatsaydı 15 Temmuz gibi hain bir kanlı girişime giden yolu kapatmış olurduk. Onlar bizi mağdur edecek yere gerçek Fetöcüleri, darbecileri başlangıçta tutuklayıp Türk adaletine teslim edebilirdik. Şimdi bunun herkes öz eleştirisini yapıyor. Biz başta 2008’de ne söylediysek 2020’de de aynı şeyleri söyleyeceğiz ama bazıları 2008’deki söylediklerinin arkasında değil; aldatıldık, kandırıldık diye bizim 12 yıl önce söylediklerimizi şimdi itiraf ediyorlar.

EREN TALHA ALTUN:  Komutanım burada bir şey sormak istiyorum. 12 yıl önce gündem irticayla mücadele ve eylem planıydı yani bu kavramlar kullanılıyordu, aradan bu kadar zaman geçti biz halen tarikatları ve cemaatleri konuşuyoruz. Bugün her ne kadar ismine irtica demesek de aslında konumuzun özü bu değil mi? Yani bugün de aslında bir irtica sorunu var mı komutanım?

DURSUN ÇİÇEK-Zaten irtica dediğimiz de biz işte namazında, niyazında, sadık dindarları falan kastetmedim. Bizim ailemizde bizim de sadık, dürüst, Kuranı Kerim’de yazan veya herkesin kutsal kitabına göre inançlarına saygı gösteren cumhuriyet aydınlarıyız, cumhuriyet askerleriyiz. O açıdan irtica dediğimiz zaten cemaatlerde ve biliyorsunuz devlete sızarak devleti ele geçirecekler, devlete darbe yapacaklar, bunların niyeti anayasal hakları kullanmak, özgürlük veya samimi dindarlık değil. İşte ne yazık ki o dönemde oldukları siyasi partiler, siyasi iktidar bizim söylediklerimizi dinlemek yerine onlarla birlikte hareket etti ve Türk ordusuna tarihin en büyük tuzağını kurdu, kumpasını kurdu. Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e başta deniz kuvvetleri olmak üzere yetişmiş binlerce personel saf dışı edildi. Bugün alıyoruz ki bu listeleri hazırlayan özellikle denizcilere istinaden yazan üst akıl, emperyalizm İsrail’le Amerika istihbarat örgütleri bugünlere hazırlık yaptılar. Ve bizim üzüldüğümüz nokta da Türkiye’yi yöneten siyasetçilerin bu tuzaklara, bu kumpaslara engel olmak yerine yardımcı olmalarıdır.

EREN TALHA ALTUN: – Peki komutanım, o döneme ilişkin şunu da sormak istiyorum; siz hiç mesela çalışma arkadaşlarınız olsun ya da komutanlarınız olsun destek alamadığınızı hissettiğiniz oldu mu? Yani mesela o süreçlerde en fazla kızınız size destek çıktı, sonuna kadar o davalarda kendisi de ilgilendi. Sizin hiç mesela işte yeterince bana sahip çıkılmadı dediğiniz oldu mu özellikle komutanlarınız açısından ya da çalışma arkadaşlarınız açısından?

DURSUN ÇİÇEK– Şimdi öyle bir süreç yaşadık ki bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, terör örgütü kurmakla ve yönetmekle tutuklandı. Bu ülkeyi yönetenler de bu kumpasları seyretti. Dolayısıyla derin bir ihanetle karşı karşıya kaldık, silahlı kuvvetler yalnız kaldı. Karşısında siyasi iktidar, ne yazık ki kamuoyu desteği de %25 gibi düşük bir seviyedeydi. Arkasından Avrupa Birliği’nden Amerika’ya bütün emperyalist güçler, dolayısıyla bu süreçten çıkmanın tek yolu vardı o da askerin yönetime el koymasıydı. O bir gerçek darbeydi, onu biz istemiyorduk zaten Cumhuriyetin askeri özellikle 1980 sonrası darbeci zihniyetten arınmıştı; çağdaş, demokrasiye inanan,  insan hak ve özgürlüklerine inanan subayların askerleriyiz biz. Böyle bir ihtimal olmadığı için de ne yazık ki bu ihanetin kamuoyuna anlatılması ve bu ihanetin 15 Temmuz’da yarım kalması, ayaklanma seviyesinde kalması, başarısız olmasında en büyük görev yine askere düştü, bizlere düştü. O kumpas davaları bu ihaneti, Fetö gerçeğini millete anlatmakta askerlerin rolünü hiç kimse inkar edemez. Daha sonra biliyorsunuz, Fetö o kadar kendisini güçlü hissetti ki çünkü arkasında büyük güçler var, ülkedeki seçilmiş iktidarı bile hedef alınca iktidarın jetonu düştü, daha doğrusu ortaklık bozuldu. Aralık 2013’ten sonra saf değiştirince Fetö’yle mücadele 15 Temmuz’a kadar düşük frekansta, düşük dozda; 15 Temmuz sonrası ise çok daha hızlı bir seviyede devam etti.

EREN TALHA ALTUN: -Bugün de aynı kararlılıkla devam ettiğini düşünüyor musunuz komutanım? Yani Fetö ile mücadele 2015’ten bu yana aynı kararlılıkta devam ediyor mu? Yoksa bir zafiyet var mı?

DURSUN ÇİÇEK– Şimdi Fetö ile mücadelede en büyük zafiyet, siyasi ayakla ilgili. Çünkü biraz önce de vurguladım, yaklaşık 10 seneye yakın bir ortaklık var. Yani ne zaman Fetö’nün bir ayağı siyasete dayandığında veya siyasetle görüşen Fetöcü militanları hakim, savcı budistlere dayandığında orada frene basılıyor çünkü onlar konuştuğu zaman şu anki siyasi yöneticiler dahil suç delilleri ortaya çıkıyor, işte orada tıkanıyoruz. Mesela en son yaşadığımız 25-26 Haziran gecesi 2009’da askerlerin yargılanmasını esaslarını değiştiren anayasaya aykırı olan, sonra anayasa mahkemesi tarafından iptal edilen yasa değişikliğini kim hazırladı? Meclise kim getirdi? Bunu kim yasalaştırdı? Genelkurmay Başkanı dahil bütün askerleri, Fetöcü kılıklı hakim savcı hainlerine kim teslim etti?  Bunu soruşturun dediğimizde biliyorsunuz Cumhurbaşkanı bile bize hakaret ve iftira için bütün milletvekillerini davet ettiler. Onlar da Sayın İlker Başbuğ’a hakaret, bana iftira davası açtılar. Aslında yıllarca bize iftira ettiler; Ergenekoncu dediler, darbeci dediler. Bunun hesabını hem vicdani olarak hem hukuk önünde görmek yerine bizi kendilerine iftira etmekle suçladılar. Bu noktada siyasetle Fetö’nün işbirliği yaptığı, görüştüğü noktalarda ne yazık ki etkin sonuç alamıyoruz. Zaten bu noktalardaki gizli eller, önemli tanıklar da yurt dışına kaçırıldı. Zekeriya Özler, Bayram Bozkurtlar yani yüzlerce Fetö militanı siyasetle koordinasyonu getiren Fetö militanı yurt dışına kaçırıldı, kaçtı, kaçmasına göz yumuldu.

EREN TALHA ALTUN:  Adil Öksüz’ü de ekleyebilir miyiz bu isimlere komutanım?

DURSUN ÇİÇEK– Mutlaka ekleriz, çünkü bu karanlık sayfaların aydınlanması ve Fetö’nün siyasi ayağı konusunda siyasi iktidara bağlantıların koparılması amaçlandı ve bu nereye kadar? İktidar değişinceye kadar. İktidar sandıkta değiştiğinde bu bağlantılar, bu sayfalar Türk yargısına teslim edilecek. Bunun delillerinin arayışı içerisindeyiz, onlarca da delil var.

EREN TALHA ALTUN : şimdi iki tane kritik bir sualim olacak size. 2008 yılı ve öncesinde irticayla mücadele mutlaka Milli Güvenlik Kurulu’na da geldi bu kararlar, bakın ülke bu hale geliyor ortada bir cemaat var, ileride o cemaat farklı bir şekilde illegalite içerisinde bulunabilir diye Türk Silahlı Kuvvetleri mutlaka mevcut hükümetleri uyardı. Siz Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yetişmiş, orada tabldotunu yemiş, eğitimini almış bir subay olarak bir vatan evladı olarak şimdi hep soruyorlar dışarıda, medyadan baktığımız zaman, izlediğimiz zaman ya bunların yapılanması var. Örneğin siz bunlara karşı, bu gibi yapılanmaya karşı bir kişi olarak kendi çalıştığınız dönemde en erken tarih misal 1980’ler veya 92’de ya böyle bir şey vardı, bunlar sirayet ediyordu, sızma yapıyordu dediğiniz ve önleminin alınması gerektiğine inandığınız bir tarih veya fark ettiğiniz bir zaman dilimi ne zaman Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde ?

DURSUN ÇİÇEK– Şahsi olarak yani bilgiye dayalı olarak şunları söyleyebilirim; sene 1194, ben Kurmay binbaşıydım Deniz Kuvvetlerinde üç tane kurmay binbaşıyı video kayıtlarıyla beraber yakaladık, bir astsubayı imam kabul etmişler ortamlara yakalandı. Biz attık disiplin yoluyla ancak o üç kurmay binbaşı bir hafta on gün sonra İstanbul Büyükşehir’de Daire Başkanı olarak daha üst kademelerde göreve alındı. Yani bunların isimleri de medyada var zaten girerseniz ortaya çıkar. Şimdi daha sonraki süreçte 28 Şubat süreci var biliyorsunuz, arkasından 2004 yılında konu Milli Güvenlik Kurulu’na geliyor ve plan hazırlanması için sırf Fetö’ye yönelik, Milli Güvenlik Kurulu’ndan alıyor altında da dönemin yöneticilerinin, Başbakanın imzası var. Biliyorsunuz bunu sumen altı ettiklerini dönemin Başbakan müsteşarı açıkladı, kitabını da yazdı. Şimdi 2010 yılına geldiğimizde İlker Başbuğ, dönemin Genelkurmay Başkanı Harp Akademiden de konuşma yapıyor 50 milyar dolara dayandı, siyasete müdahale diyorlar, siyasete yön veriyorlar diye zaten İlker Başbuğ’a kızmaları da onunla ilgilidir. Bu gerçekten o dönemde Başbakan haftalık görüşmeler ihdas edilmişti. Her hafta Başbakana Fetö’yü, Fetö’nün silahlı kuvvetlere yönelik kumpasını anlattığı için hatta bize yakalamak isteyen, tutuklama yakalama kararı çıkarılmıştı 106 subay hakkında. Ordu evlerinin önünde lojmanların nizamiyesinde yakalamaya çalışan Fetöcü polislere, Genelkurmay Başkanı askerleri teslim etmeyeceğim, bunlar masum dediğinde dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı Türk yargısına mı direniyorsunuz? Türk hakimlerine mi güvenmiyorsunuz? dediğinde sonra bu Türk yargısının, Türk hakimlerinin Fetö’nün militanı olduğu ortaya çıktığında ne yazık ki iş işten geçmiş oldu, 15 Temmuz gibi karanlık bir geceyi yaşamış oldu. Yani bu konuda silahlı kuvvetlerin, ordunun en duyarlı ki doğal olan da odur, bir devlet kurumu olduğu zaten tarihi gerçeklerle, belgelerle ortadadır.

Eren Talha Altun : , 2016 Nisan ayında çok önemli bir şey oldu. Şimdi bu Fetö dediğimiz örgüt 2016 yılında kendisinden olan bir yapıyı dışladı. Biz bunu Sayın Hanefi Avcı’yla da mütalaa ettik. Bir milli damar denilen bir husustan bahsetti ve medyaya düştü. Sayın Hanefi Avcı dedi ki işte Nisan 2016’da 7 sayfalık bir raporla beraber kapalı bir zarfı Cumhuriyet başsavcısına verdi ve aynı şekilde yapılanmanın devletin içerisinde devam ettiğini söyledi ve deşifre oldu. Siz efendim şu an 25 ve 26. Dönem İstanbul Milletvekilliği de yaptınız, siyaset içerisine dahil oldunuz ve Türk Silahlı Kuvvetlerini çok iyi biliyorsunuz. Bu yapılanma Fetö değil de oradan kopan bir yapılanma, ben buna milli damar diyorum ismi ne olursa olsun, hala devletin senin uçlarında temel olarak bir ama görüş olarak farklı olan yapılanmanın bulunduğuna inanıyor musunuz? Veya bu şekilde bir bilginiz var mı?

DURSUN ÇİÇEK– Tabii dini siyasete alet eden kesim olarak ifade ettiğimiz, özellikle rahmetli Erbakan Hoca ile başlayan bir siyasi süreç var, siyasi parti kapatılanların yerine kurulanlar var. Tabii ben rahmetli Erbakan vefat ettiğinde ben tutukluydum ve Silivri’deki duruşma salonunda konuşma sıram vardı, ona rahmet dileyerek saygımı sunarak konuşmama başlamıştım. Çünkü o milliydi, emperyalistlerin uşağı olan militanlara bizi teslim etmedi, etmezdi de ama onların yetiştirdiği yeni nesil siyasetçiler biraz daha Fetö’nün ve emperyalizmin amaçlarına hizmet ettiler. Bizi Fetö kılıklı, Fetö cübbeli hakim, savcılara teslim ettiler. Şimdi devlet içinde esas olan, 31 sene görev yaptım; liyakattir. Yani devlete sadakattir, millet sevgisidir, vatan sevgisidir. Zaten başka türlü işte polis olsun asker olsun böyle ucunda ölüm olan, şehit gazi olma olan bir mesleği bu duygular olmadan yapamazsınız. Dolayısıyla bir tarikatın veya başka bir grubun etkin olması zaten devletin anlayışıyla çatışır. Devlette esas olan liyakattir, herkes özel yaşantısında farklı şeylere inanabilir, farklı düşüncelerde olabilir ama devlet hayatına, yönetim hayatına bunu atmadan önce sıkıntı yoktur, orada esas olan üst kademelere geçmek için gerekli olan liyakattir. Ne yazık ki bu iktidar döneminde devlete liyakat esasları büyük ölçüde etkileri bozuldu. Zaten 15 Temmuz’a gelen süreçte de bunu yaşadık, Fetöcü’lerin önü açıldı, Fetöcüler millete mi hizmet ediyordu? Hayır. Fetö’nün emrinde olduğu, kucağında olduğu emperyalizme hizmet ediyordu. 15 Temmuz’da da bunu net olarak gördük.

EREN TALHA ALTUN–  Bu bahsetmiş olduğunuz kumpas olaylarına ilişkin kumpas olaylarına neden özellikle deniz kuvvetleri hedef gösterildi?

DURSUN ÇİÇEK– Çok yerinde bir soru ama bugün bunu millete anlatmak çok daha kolay. Televizyonlarda da anlatıyoruz, şimdi askeri darbelerde deniz kuvvelerinin bir görevi olmaz. Yani bunu genellikle kara kuvvetleri ve jandarma yapar, deniz kuvvetlerine sadece darbe öncesi bilgi verilir, haberleri olsun diye. Ama darbe davalarında sanıkların %70’i denizci çünkü planlayanlar, emperyalist ülkeler; Amerika, İsrail istihbarat örgütleri Doğu Akdeniz’deki, Karadeniz’deki, işte boğazlardaki, Ege’deki çıkarlarımızı koruyacak olan birinci güç kim? Deniz kuvvetleri tabii silahlı kuvvetleri ana unsuru olarak. O yüzden öncelikle ağır darbeyi deniz kuvvetlerine vurup Doğu Akdeniz’deki, Karadeniz’deki çıkarlarımızı koruyamayacak hale getirmek, yani Navarin’de tarihte donanmamızı yakanlar ne yazık ki emperyalistlerle iş birliği yapıp 20-30 yılda yetişen güzide askerlerimizi , denizcilerimizi bu kumpas davalarını sistem dışına attılar. Deniz kuvvetlerine büyük darbe vurdular ama her şeye rağmen mayası sağlam olan silahlı kuvvetleri, deniz kuvvetleri bugün de verilen görevleri hakkıyla yerine getirmenin çabası içerisinde.

EREN TALHA ALTUN:  Komutanım bu arada siz denizcisiniz ama terörle mücadelenin en yoğun olduğu o 90’lı yıllarda bu mücadeleye deniz kuvvetlerinin özel birlikleri de geliyordu, siz de Şırnak’ta konuştuğu özel bir amfibi taburunun komutanlığını yaptınız yani terörle mücadelede de yine siz vardınız. Doğru mu?

DURSUN ÇİÇEK– Evet. 1992-2000 yılları arasında 8 yıl Şırnak’ta bir Deniz Piyade Taburu terörle mücadelede kara kuvvetlerine destek vermek için yanlarına gitti, ben de 95-96 yıllarında bölgede Tabur Komutanlığı yaptım. Şu anda gerek Suriye’de gerek Libya’da, gerekse iç güvenlik harekatında Foça’nın amfibi taburları var, canla başla şehit ve gazi olmak pahasına görev yapıyorlar. Tabii kumpas davalarına baktığımızda da sat sas gibi deniz piyade gibi özel birlikleri Deniz Kuvvetleri Kurmaylarıyla beraber, harp filosuyla beraber listenin en başlarına yazdıklarını görüyoruz. Bunda da bizim deniz piyade olmamız özellikle bilgi destek dairesinde 50’ye  yakın görev yapmamız o daireyi, o birimi kapattırmak için bizim ismimizin hem Ergenekon’a hem Balyoz’a yazılmasına neden oldu. Biliyorsunuz bu süreçte en çok bize çalıştılar, sahte imzalardan sahte belgelere kadar bir dönem de Samanyolu’nun manşetlerini de, Zaman’ın manşetlerini de indirmediler. Kumpas büyüktü ve üzülerek söylüyorum; biz tutuklandıktan 8 ay sonra da bu devletin 20-30 yıllık birikimi olan deniz destek sayısıyla  buna bağlı taburların hepsi kapatıldı, ondan sonra da Balyoz ve 15 Temmuz aynı darbe girişimine başta Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, yargı olmak üzere, polis olmak üzere devletin kurumlarının 100 yılda kazandığı tecrübeyi, güveni 1 gecede kaybetmekle karşı karşıya kaldık.

EREN TALHA ALTUN:  Bu arada bir de siyasete ilişkin de aslında komutanımıza bir soru sormak istiyorum. Komutanım siz 2018, 24 Haziran seçimlerinden önce artık vekil aday olmayacağınızı açıklamıştınız. Bu tamamen siyaseti bıraktığınız anlamına mı geliyor? Yoksa Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte artık yola devam edemeyeceğinizin bir göstergesi miydi?

DURSUN ÇİÇEK– Tabii ben 7 Haziran 2015 seçimlerinde ön seçimle ikinci bölgeden ikinci sıra çıkarak milletvekili oldum, siyasete girdim. Yani bir asker olup da siyasete giren başka biri var mı bilmiyorum. Tabii yaşadığımız mağduriyetler ve verdiğim onurlu mücadelemiz binlerce vicdanda karşılık bulduğunu bunu ön seçimde gördük. Ondan sonra 25. Dönem biliyorsunuz çalıştırılmadı iktidar tarafından. 1 Kasım’da yapılan seçimlerde tekrar milletvekili olduk, bu kez eski ön seçim listeleri esas alındığı için ön seçim yapılmadı ama 2018’ geldiğimizde yeni bir sistemle, cumhurbaşkanlığı sistemiyle seçimler yapıldığı için Cumhurbaşkanı adayımızla yani Muharrem İnce ile çalıştım. Şayet o kazansaydı muhtemelen hükümette görev alacaktık. Dolayısıyla milletvekilliğine aday olmadım. Zaten gençlerin ve özellikle kadınların önünü açmak açısından aday olmayı düşünmedim. Kızım başvurdu, onu da listelere koymadılar. Ön seçim olsa kesin çıkardı ona inanıyorum, o mücadeleyi verirdik ama hepsi kontenjan olduğu için, merkezden tayin edildiği için aslında şu an tartışılıyor, siyasi partiler ve seçim kanunu mutlaka daha demokratik hale getirilmeli; ön seçim veya seçmen yoklaması zorunlu hale getirilmeli. Belki dar bölge sistemine geçilmeli yani bunları da bilmiyorum konuşursak bu konuda da çalışmalarımız var, başta genel başkan olmak üzere yaptığımız öneriler var, somut öneriler var. Hatta şaşırıyorlar yani nasıl bir siyasetçisiniz? Nasıl böyle sivil siyasetçilerden daha demokratik düşünüyorsunuz?

Eren Talha Altun: – Bu arada komutanım sizin bir de akademik bir yeriniz de var değil mi? Çukurova Üniversitesi’nde bir doktora çalışmanız oldu herhalde.

DURSUN ÇİÇEK-Evet 2006’da çalışmamı, tezimi bitirdim. Tezimin konusu da örgütlerde motivasyon ve iş yaşam kalitesi. Yönetim organizasyon dalında doktora yaptık, stratejik yönetimde yüksek lisansımız var, esas bölümümüz lisansımız da işletme üzerine, askeriz ama biliyorsunuz YÖK tarafından da kabul ediliyor lisans eğitimi veren veya işletme, diğer alanlar da var hukuk var, mühendislikler var diploması kabul edilen bir eğitim seviyesi olarak .

EREN TALHA ALTUN Sayın vekilim, şimdi biraz önce çok önemli bir şeyden, bir çalışmadan bahsettiniz. Bunda bir hafta önce sizlerle de aynı dönem 25-26. Dönemde Cumhuriyet Halk Partisinde milletvekilliği yapan, genç yaşta seçilen Eren Erdem Bey’le bir röportajımız olmuştu, dedi ki gençlere yönelik tavsiyeleriniz nelerdir? Sizin diye ve z kuşağı da başta olmak üzere seçim sisteminde bir değişiklik yapılacağına, yapılması gerektiğine, ön seçimin hakimler huzurunda adayı seçmesi, böylece liderlerin suntasına son verilmesi gerektiğinden bahsetti. Sizin de çalışmanın buzun üzerineyse bunu dinlemek isteriz. Gençlerimiz adına dinlemek isteriz çünkü önemli bir husus. Gençlerin önünü açacak uygulama ön seçim uygulaması mıdır sizce? .

DURSUN ÇİÇEK– Evet şimdi hem gençlik açısından hem de kadınlar açısından bu konu çok önemli. Yani yönetimde demokratik sistemlerin hakim olması tabii partiler kanunu ve seçim kanunuyla ilgili . Şimdi ben insan hayatını üç bölüme ayırıyorum; birincisi eğitim ve gelişme bölümü 33 yaşa kadar, ikincisi çocuklarıma evlatlarıma da aynı örneği veriyorum 66’ya kadar üretim safhası, 66’dan sonrası da ikinci bahar, emeklilik dönemi. Şimdi ön seçimde veya seçmen yoklaması üye olmayanların da oy kullandığı ve hakim kontrolünde yapılan bir aday sıralaması. 3 grupta yani; 33, 66, ve sonrası için hatta 66’dan sonra ben artık siyaseti kabul etmiyorum. Nasıl kamuda emekli ediliyorsa, en son 67 yaştır, 67 yaşından sonra hiç kimsenin aktif siyasette olmaması lazım. Dün bir yazı okudum, bu kural geçerli olsa diyor şu an mecliste olan partilerin genel başkanları meclise giremez diyor yani. Ne yazık ki bir siyaset hastalığı var, çok şükür ben ona yakalanmadım. Bir köşesinden tutan bir daha bırakmak istemiyor. Aslında siyaset zor bir şey hakkını verdiğiniz zaman 24 saat yetmiyor, telefonlara yetişemiyorsunuz, bir sürü sorun var, belirsizlik var yani 20 sene 30 sene bu siyaseti yapan arkadaşları ben anlayamıyorum. Yani bu zor nöbeti bu kadar çok tutmak istiyorlar? O açıdan gençler, kadınlar ve erkekler için ön seçim listeleri ayrı olmalı yani işte 10 bin oy alan ön seçimde bir genç, 30 bin oy alan bir erkeğin önüne geçmeli yani kendi kotasını kullanmalı. Dolayısıyla fermuar sistemi de yapılacaksa birinci sırada kadın, ikinci sırada genç, üçüncü sırada erkek olarak, sonra dördüncü sırada yine kadın, beşinci sırada genç, altıncı sırada erkek olarak bu yaş sınırlarına göre yer almalı. Yoksa %30 kontenjan deyip 8 vekil çıkarılan 2. Bölgede kadınların hepsini onun üzerine koyarsanız %100 erkek kontenjanı kullanmış olursunuz. Bu tür sahtekarlıklara veya kumpaslara gerek yok. Ne derler öncelikle samimi olması lazım, dürüst olması lazım. Şimdi 2. Bölge benim seçim bölgem, 8 vekilimiz var 1 tane kadın yok. 4’ü ön seçimle gelmişti, 2’si erkek 2’si kadın gelmişti. Dolayısıyla bu konularda partiler veya seçim kanununun önümüzdeki süreçte mecliste tartışılacağı da dikkate alındığında mutlaka seçmen oldukları oranda gençlerin ve kadınların bütün yönetim kademelerinde yani belediye meclislerinden, belediye başkanlıklarına kadar yer alması hatta il, ilçe parti yönetimlerini üçlü başkanlık yani genç kadın ve erkek, üç kişinin yönettiği bir partide, bir ilçede, bir ilde herhangi bir yanlış karar çıkabilir mi? Dolayısıyla diktatörlük de çıkmaz, tek kişi de çıkmaz yani demokrasiyse yönetimde etkinlikse, demokratik temsilde adaletse bunları yapmamız lazım. Dar bölge sistemi diyoruz yani 1 bölgeden 1 vekil çıkarılacak. Şimdi Beşiktaş’ta oturuyorum ben, Beşiktaş’ın nüfusu 1 vekil çıkarmaya yeterli. Beşiktaş da kime oy verdiğini bilecek, partiye değil önce kişiye sonra partiye oy verecek çünkü şimdi tam tersi partiye oy veriyor kişinin hiçbir değeri yok. Genel başkan ceketini yazsa oradan milletvekili oluyor, sonrasına o karar veriyor. Yani öyle bir seçim yaşadık ki mesela son seçimde Beşiktaş’ta Belediye Meclis üyesinin kim olacağına Ankara karar verdi. O zaman bu seçimimin ne anlamı var? Yani Beşiktaş’taki insanlar, seçmenler Allah’tan sandığa gidiyorlar yani. Bu sistemde aslında hiç kimsenin sandığa gitmemesi lazım çünkü kararı veren Ankara merkez. Bu demokratik bir yönetim değil, asker olarak bunu ifade etmemin de özel bir önemi var.

EREN TALHA ALTUN:  Laik ve demokratik üniter bir devlet yapımız var. Şimdi bu irticayla mücadele eylem planı içerisinde üçüncü maddede aynen şu şekilde söylüyor özetlemem gerekirse;  Laik ve demokratik üniter yapı içerisindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkıp yerine şer’i hükümlere bağlı bir İslam Cumhuriyeti kurmayı hedefleyen AKP hükümeti diyorum. Şimdi tabii bu 2016-2017 veya 2008 yılında sizin de dava dosyalarına giren bir cümle. 2020 yılına geldiğimizde hem bir asker hem mütefekkir hem bir aydın hem bir milletvekili olarak ömrünüzü adadınız, içerde kaldınız, haksız yere yargılandınız. Aynı şekilde bu cümlelerin altını çizerek işaretler misiniz günümüzde?

DURSUN ÇİÇEK– Ne yazık ki evet diyeceğim. Çünkü tabii batıda kiliseyle seçim, vatandaş arasındaki mücadele çok kanlı geçmiş ve yüzyıllar sürmüş. Biz şanslıyız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lider çıkmış 3 senede en fazla 10 senede bütün bu devrimleri kansız bir şekilde hayata geçirmişiz. Dolayısıyla gerek bir kısım kadınlarımız, gerek erkeklerimiz bunun kıymetini, nimetini bilmiyorlar yani şimdi daha önce alışkın değildik yani bir cumhurbaşkanı bir başbakan Cumadan çıkıp caminin önünde siyasi açıklamalar yapması, yani bu ülkede dini açıdan din ve vicdan özgürlüğü anlamında söylüyorum; çok farklı insanlarımız, vatandaşlarımız olabilir. Yani camiden çıkıp siyasi açıklama yaptığın zaman farklı inançları olan, bu konuda farklı düşünen insanların temsili noktasında tartışmalı hale gelirsiniz. O açıdan Eren Erdem kardeşimin bu işlerde birikimi daha fazla ama bizim birikimlerimiz, tecrübelerimiz özellikle devlet içinde çok yüksek.  Millet için de bu işlerin yıllarca mücadelesini verdik, o açıdan şu anda Türk siyasetinin en temel sorunu, dini inançların özellikle de bir mezhebin dini ritüellerinin, inançlarının siyasette istismar aracı olarak kullanılmasıdır. Buna karşılık da ana muhalefet partisinde başak bir mezhebin dini değerlerinin, inançlarının istismar konusu olarak kullanılmasıdır. Yani siyasetin ana malzemesi hizmet yarışı olmalı, eğitim, öğretim, sağlık yarışı olmalı. Yoksa ben bu mezhepteyim sen şu mezheptesin, bu camiyi bilmez, bu cem evini bilmez tartışmaları aslında laik ve demokratik sisteme, anayasaya aykırıdır. Dolayısıyla bunu siyasetçiler anladığı anda Türkiye’de siyasetin kalitesi de artar, siyasi partilerin niteliği ve liyakati artar. Siyasetin amacı da hizmet yarışına dönüşür; hizmeti, eğitimi, sağlığı. Ben ülkeyi daha iyiye götürürüm, ben daha güvenlikli hale getiririm yarışına döner. Yani şimdi bir İç İşleri Bakanı, işte Anayasa Mahkeme Başkanı’nı hadi çık da bisikletle dolaş. Yani hem özrü kabahatinden büyük derler, dolaşamıyorsa ülkede güvenlik sorunu varsa sen sorumlusun kardeşim. Ama oyu buradan almıyor, hizmetten almıyor, oyu parti liderinin dini söylemlerinden alıyor. Yani tabii bunlar kamuoyunda o kadar açık söylenmese bile ev ziyaretlerinde kapalı kapılar arkasında bunlar çok net söyleniyor şimdi buna oy vermeyin, bu burdandır; şuna oy verin burdandır diye. Tabii siyasetin içinde de bulunduğumuz için bunu yaşıyoruz. Aslında Türkiye’de ilkeler yani laiklik ilkesi; dinin siyasete alet edilmemesi ilkesi uygulansa bir anda Türkiye Avrupa’nın en gelişmiş siyasi yönetimine, siyasi liderliğine sahip olur, Türkiye çok hızlı gelişir.

EREN TALHA ALTUN : Ayriyeten şimdi 2023’e doğru gidiyoruz. Bir genel seçim olacak. Bu genel seçimde Cumhur İttifakı, Millet İttifakı olarak iki bölüm halinde sirayet ediyor. 2023’teki öngörünüz nedir? Üçüncü bir yani milletin içerisinden çıkan ya arkadaş partisiz bir sistem olsun ama millet adına konuşsun. Yani bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes partilerin öyle bir sistem oldu ki partiye yok, 200 bin oy bulduğu zaman kendini cumhurbaşkanlığına adaylığına çıkartabiliyor. 2023’ü nasıl öngörüyorsunuz Sayın vekilim?

DURSUN ÇİÇEK-Öncelikle Cumhurbaşkanının 2 dönem 5+5 yapma ilkesinden dolayı anayasanın bu maddesi değişmedi. Ben bir erken seçim bekliyorum yani seneye ya da ondan sonraki seneye, 2023’e kalmayacağını düşünüyorum. Birinci nedeni bu 5+5 Anayasa ilkesi, ikinci neden de tabii ekonomik sıkıntılar, yaşadığımız sorunlar 2023’e kadar seçimlerin kalmayacağı kanaatindeyim. Seneye veya ondan sonraki sene 2021 veya 2022 ‘de eken seçim olacağı kanaatindeyim. Tabii meclis daha çok ittifaklara bağlı ama seçim barajı düşürülürse bu konuda partiler çok daha rahat hareket edecek. Dolayısıyla kendi gücünü görmek isteyen daha çok parti, ittifak yapmadan seçimlere girebilecektir. Tercihim 0 baraj ama %3’e, %2’ye en azından %5’e indirilmiş baraj, mevcuttan çok daha demokratik olacaktır. Cumhurbaşkanı adayları konusuna gelince, tabii Cumhuriyet Halk Partisi Muharrem İnce’nin memleket hareketini destekliyorum, partide kaldığı sürece partileşmeye dönüşmediği sürece Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhurbaşkanı adayını bir milyonun üzerinde üyesiyle, ön seçimle belirlemeli, hatta bir adım daha ileri gidip seçmen yoklamasıyla yani partili olmayanlar da hakim denetiminde sandığa gidip bizim adaylarımıza oy verebilmeli, oradan çıkanı da Genel başkan bizim adayımız olarak açıklamalıdır. Bu süreç, demokratik süreç o adayımızı parlatacak, diğer adaylara göre çok daha ileri bir noktada seçimde avantajlı hale getirecektir. Diğer aday zaten, Cumhur ittifakı adayını açıkladı, mevcut Cumhurbaşkanı gözüküyor. HDP’nin en büyük sorunu PKK ile arasına mesafe koymamasıdır. Terör bir insanlık suçudur, dolayısıyla siyaset yapan her kişi, vicdanı olan her kişi her türlü terörü PKK dair reddetmelidir, o zaman siyasette bir anlam kazanır. HDP kendi adayını çıkarabilir, benim orada da tercihim varsa birkaç aday onlar da ön seçim yapsınlar. Dördüncü adaya gelince yani CHP’nin adayı, HDP’nin adayı, Cumhur ittifakının adayı, dördüncü adayı sahadaki bütün partiler. Belki de İyi Parti’nin lokomotifliğinde, liderliğinde bir ittifak yaparak ve varsa oradaki bütün parti genel başkanlarını veya aday göstereceklerini ön seçimde veya seçmen yoklamasıyla yarıştırır bir ortamda adayını belirlemeli. Oradan muhtemelen şu anki duruma göre Meral Hanım’ın ön seçimden veya seçmen yoklamasından çıkacağını düşünüyorum. Dolayısıyla mevcut cumhurbaşkanı, Meral Hanım ve CHP ve HDP adaylarının yarıştığı ilk turda cumhur ittifakının adayının barajı geçemeyeceğini, %40’larda kalacağını ve ikinci turda da muhalefetin adayının cumhurbaşkanı olacağını değerlendiriyorum. Biraz erken ama bu öngörü ay zamanda Meral Hanım’ın da önünü açacaktır, çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi adayı yerine bir başka adayı işte Abdullah Gül’ü, Meral Hanım’ı desteklemesi Cumhuriyet Halk Partisi seçmenini küstürecektir, sandığa gitmesine engel olacaktır. Dolayısıyla bu riski de ortadan kaldırmak için 4 adaylı demokratik yöntemlerle belirlenmiş 4 adaylı bir ön birinci tur mutlaka ikinci tur da muhalefete yarayacaktır ve muhalefet cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacaktır diye düşünüyorum.

EREN TALHA ALTUN : Doğu Akdeniz’le ilgili gündeme ilişkin şimdi komutanım Yunanistan’ın Güney Kıbrıs Rum kesimi üzerinden İsrail ve Mısır’la yaptığı bazı anlaşmalar var. Buna karşı Türkiye’nin yanında nedense Rusya yer almıyorsa. Yani mesela Fransa’da olaya dahil oluyor, biz 15 Temmuz’dan sonra Rusya’yla daha iyi ilişkilere girmişken Doğu Akdeniz konusunda Rusya net bir tavır ortaya koymuyor. Yani Türkiye’nin yanındaymış gibi durmuyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

DURSUN ÇİÇEK-Şimdi genellikle Vatan Partisi’nin ulusal kanalında falan çok tartışıyoruz yani Amerika emperyalist olarak büyük şeytansa, Rusya’da küçük şeytandır. Yani Rusya da emperyalist bir ülkedir. Zaten Kuzey Kıbrıs Rum yönetimini ortodoksluktan dolay, kültürel nedenlerle desteklediğini Dış İşler Bakanlığı Sözcüsü açıkladı. Ne Rusya ne Amerika ne de başka bir ülke Türkiye gibi olan önemli bir coğrafyada bir gücün daha bölgesel bir güç haline gelmesini, daha büyümesini, etrafındaki sorunlara hakkaniyetli bir çözüm getirmesini, emperyalistlerin sömürüsüne kapatmasını istemez. Biz de istemeyiz yani şimdi Suriye parçalandı, Irak parçalandı. Tek kişi yönetimle oradan gelen füzelere karşı bizim savunma tedbirlerimiz vardı, şimdi sadece mültecilere karşı tedbirlerimiz var. Çünkü bu ülkeler Türkiye’ye tehdit olmaktan çıktı, parçalandılar. Yani ne kaldı geride? İran ve Ermenistan’ın zaten bize bir tehdit olması mümkün değil. Rusya kaldı. Biz Rusya’nın da Sovyetler Birliği parçalandığı gibi federasyonu da parçalanarak daha küçük devletlere bölünmesini sorunsuz bir şekilde isteriz. Çünkü hiçbir ülke kendisinden güçlü bir komşuyu istemez. Yani bu insanın sosyoloji psikolojisinde vardır, o açıdan Rusya’yı kadim dost işte Amerika’yı kadim düşman ilan eden zihniyet yanlıştır, ülkelerin çıkarları vardır. Ukrayna’dan Rusya’ya karşı olursunuz Doğu Akdeniz’de birlikte hareket edersiniz, Suriye’de karşı olursunuz ama Libya’da birlikte hareket edebilirsiniz. Bu açıdan Türkiye bulunduğu coğrafi konum itibariyle çok avantajlı bir ülkedir, bir imparatorluğun mirasçısıdır. Gücünün farkın olmalı, Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere siyasi güçlerini geliştirmeli. Bunları işte Fetö operasyonlarında olduğu gibi Emperyalistlere yem yapmamalı, iyi yöneticiler seçilmeli. İyi yöneticilerin seçilmesinin temelinde de demokratik sistemlerle, demokratik yöntemlerle seçimler olmalı. O açıdan ben Rusya’nın bizim her olayda dostumuz olacağına inanmıyorum. Biraz önce de söyledim, eğer Amerika emperyalist bir ülke olarak Fransa, İngiltere şeytansa Rusya’da o şeytanlardan birisidir. Her zaman çıkarlarımıza aykırı davranabilir. En somut örneği Ermenistan’dır. Ermenistan hudutlarında karşımızda Rus askerleri vardır. Karabağ işgal edilmiştir, Azerbaycan şehitler veriyor ama biz müdahale edemiyoruz, çünkü ettiğimiz zaman karşımıza Rus askeri çıkıyor. Nerede kaldı dostluk? O yüzden dostlukların daha çok çıkarlar üzerine kurmamız gerekiyor.

EREN TALHA ALTUN: Deniz Kuvvetleri Komutanlığında çok önemli görevler yaptınız. Denizci olmak isteyen gençlere, biz Z kuşağına verebileceğiniz tavsiye ve öğütleriniz nelerdir? Böyle kısaca bize verebileceğiniz öğütlerden, nasihatlerden bahsedebilirseniz son olarak.

DURSUN ÇİÇEK-Evet, şimdi biraz önce bahsettiğimiz süper güçler, en büyük güç kaynağı Denizci olmalarıdır. Yani Türkiye bölgesinde güçlü bir denizcilik tabii sırf deniz kuvvetleri açısından söylemiyorum, denizci bir millet olmadan bölgesel güç de olamaz, süper güç de olamaz. O açıdan ne yazık ki biz yaylacıyız, ne yazık ki karacıyız. Denizci olmadı, olması lazım, yani üç tarafı denizle çevrili bir ülkede. O açıdan ne zaman denizci bir millet oluruz, o zaman bölgede süper bir güç oluruz, bölgesel bir güç oluruz. Daha zengin daha refah dolu bir ülke oluruz. Her yaz yüzlerce çocuğumuzu yüzme bilmediği için boğularak kaybediyoruz gencimizi. Yani önce yeni doğan çocuklarımıza yüzmeyi öğretmemiz lazım, gençlerimizi de denizciliğe yönlendirmemiz lazım. Benim 2 yeğenim var, 2’si de denizci. Ben bunun çabası içindeyim.  Hatta yazılı geçtiğinde mülakatta bütün denizcilere, denizci gençlere, denizci olmak isteyen gençlere referans oluruz, destekleriz. O yüzden bahriyeli olmak hem sosyal hayatta hem özel hayatta yani güzel kızlarımız denizcileri sever, beyaz elbiseyi sever. Biz yaşadığımız için gençleri denizci olmaya davet ediyorum. Kendim de denizci olduğum için, o elbiseyi, o üniformayı yıllarca şerefle taşıdığım için mutluyum. Bakarsanız internette göreceksiniz, özellikle Ege’de adalar denizinde Yunanistan’dan itibaren tehdidi tespit etmek, adaların arkasını görmek deniz savunması açısından, hava tehditleri açısından eleştirilmiş bir projedir. Şimdi hangi safhada olduğunu bilmiyorum tabii. 2011’den itibaren koptuk. O açıdan biraz önce yaptığımız denizcilikle ilgili değerlendirmeler, işte 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri aslında Ufuk Ötesi’ni görmek gayretlerimizdir. Tabii bilgi ile desteklenirse Ufuğun Ötesini görebilirsek bir daha 15 Temmuz gibi karanlık sayfaları bu millet yaşamaz, boş yere canlarını feda etmez. O açıdan amacımız geleceği görmek, Ufuk Ötesini görmek, planlamak çok daha mutlu. Türkiye gençlerin geleceğini, umudunu ufuk ötesini Türkiye’de ülkemizde yaratabiliriz. Bu imkanı verdiğiniz için sizlere çok teşekkür ediyoruz. Sizlere başarılar diliyorum.