Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’den Önemli Açıklamalar
Röportajlar 0

Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’den Önemli Açıklamalar

Ben hemen sorularıma başlamak istiyorum izninizle. Herkese merhabalar, bugün Genel Kurmay Eski İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral ve aynı zamanda da İstinye Üniversitesi Güvenlik Ve Savunma Stratejileri Uygulama Ve Araştırma Merkezi Koordinatörü İsmail Hakkı Pekin Komutanımız bizlerle. Komutanım, yayınımıza hoş geldiniz.
-Çok teşekkürler, iyi yayınlar dilerim.
-Teşekkür ederim komutanım. Komutanım gençlerle ilgili bizi şu an ilgilendiren bir soruyla başlamak istiyorum. Türk siyasetinde son dönemlerde odak haline gelen Z kuşağını siz nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce Z kuşağı apolitik mi?
-Yani Z kuşağının apolitik olduğunu sanmıyorum çünkü Z kuşağı apolitik olmaktan çok herhalde bizden biraz daha farklı, daha fazla haklarına sahip çıkan, daha fazla bireyselliği belki ön planına almış bir kuşak diye değerlendiriyorum. Haberleşmeyi, elektronik ortamı, dijitalleşmeyi çok çok iyi kullanan ve kullanmaya çalışan bir kuşak ama apolitik olduğunu sanmıyorum çünkü Z kuşağının önümüzdeki dönemde yani özellikle Türk politikasında çok önemli bir yer tutacağını ve Türk politikasının…
-Komutanım internet kesildi çok özür dilerim, teknik bir sıkıntı oldu.
-Yok, estağfurullah. Yani Z kuşağından bahsediyorduk, Z kuşağının apolitik olduğunu sanmıyorum. Yani öyle gibi görünebilirler ama onlar daha çok bireysel, dijital çağın gerektirdiği durumdalar. Ve tabii bizim gibi değiller yani biz sonuçta büyüdüğümüzde evlerimizde sadece radyolar vardı, lambalı radyolar, transistörlü radyolar vardı. Çok daha farklı bir döneme açıldı Z kuşağı ve bence önümüzdeki dönem Türkiye’nin hem iç siyasetini hem dış siyasetini belirleyecek çok önemli yerlerde bulunacaklarını değerlendiriyorum. Sadece görev olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin iç siyasetini de belirleyecek yani Cumhurbaşkanını, milletvekili seçimlerini, hangi parti iktidara gelecek onları bile belirleyecek çok önemli bir kuşak olduğunu değerlendiriyorum Z kuşağının. Ama apolitik olduğunu hiç sanmıyorum. Bir ara Türkiye’de 1980’den sonra üniversiteler apolitik olsun, apolitik bir gençlik yetiştirelim vesaire falan gibi bir havaya büründü ama zaten baktığımızda Z kuşağının ilgilendiği konulara; dijital çağ, küreselleşme tüm bu konulara baktığımız zaman şunu görüyoruz; yani bir de pandemiydi, ekonomik krizdi vesaire falan tüm bunlara baktığımızda ister istemez Z kuşağının bütün bu faaliyetler içerisinde politikayı düzenleyecek, politik duyarlılığı fazla bir kuşak olarak görüyoruz. Onların böyle bireysel olması, bireysel olarak hareket etmesi belki bizde yanlış bir intiba uyandırıyor yani Z kuşağı apolitiktir, bunlara ilgisi yoktur falan gibilerden ama Z kuşağının politikayla ilgisi bizlerin benim kuşağımın ya da benden daha büyük olan kuşakların politikasıyla ilgisi gibi değil, daha farklı bir yöntem izliyorlar.
-Komutanım teşekkür ederim konuyla ilgili düşüncelerinizi aktardığınız için. Şimdi şöyle bir şey var; benim çevremdeki birçok genç arkadaş sizi takip ediyor, sürekli sizi takip ediyor çalışmalarınızı, yazılarınızı. Siz gençlere ne önermek istersiniz? Z kuşağına tavsiye etmek istediğiniz, özellikle değinmek istediğiniz hususlar var mıdır? Yani Türk gençliğine tavsiyelerde bulunacak olsaydınız ne önerirdiniz?
-Ya ben tabii Türk gençliğinin toplumun sorunlarına duyarlı olmalarını isterdim ki duyarlı olacaklardır da zaten. Bu toplum gerçekten, Türk toplumu ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, bu topraklarda çok acılar çektiler ve onların acılarını dindirecek, onların önünü açacak bir politikaya ihtiyaç var, şeffaflığa ihtiyaç var. Zaten ister istemez sizin kullandığınız ya da Z kuşağının kullandığı ya da dijital ortam ortaya çıktıktan itibaren zaten her şey şeffaflaşacak, daha çok görünür hale gelecek, kimse bir şey saklayamayacak, her şey bir şekilde arşivlerde duruyor ve bırakın arşivleri anında bütün dünyaya bir anda yayılıyor istenen haberler vesaire istenen şeyler. Ben tabii toplumun öncelikle böyle olduğu için toplumun sorunlarına duyarlı bir gençlik yetişmesini istiyorum, olmasını istiyorum, diliyorum. Ve tabii insanların inanç özgürlüğü, demokrasi bunlar olmazsa olmaz şeyler. İnanç özgürlüğü, demokrasi, özgürlük ondan sonra insan hakkında riayet, bunlar zaten olmazsa olmaz şeyler. Z kuşağının da bu konuda gerekenleri yaptığına, yapacağına eminim yani bu konuya her ne kadar böyle dışarıdan ilgisiz gibi görünse de. Bir başka konu, Türkiye yani bu dijital çağla ilgili olarak bizim boynumuza tasma geçirmeye çalışıyorlar, yani tasma çip şeklinde oluyor tabii şimdi daha farklı şekilde oluyor ya da işte köleleştirmeye çalışıyorlar, borçlanıyoruz bankalar dahil olmak üzere. Ömrümüzün sonuna kadar ödüyoruz bir eve sahip oluyoruz, belki öldüğümüz zaman bile evin borcunu ödememiş oluyoruz yani öyle bir kölelik düzeni var, daha farklı bankalar vasıtasıyla, finans vasıtasıyla. Yani bu konuda bir sorun bulmaları gerekiyor yani tüketim ekonomisinin bir şekilde ortadan kalkması gerekiyor yani bunu yapabilirsek bence tüketim ekonomisi ortadan kalkarsa hem insanlarımızın sorunlarıyla daha fazla ilgileniriz, insanlara diğer konularda daha farklı bir şeyler olur. Herkes nasıl bugün fakir ülkeler aşı bile yapamıyor yani birileri işte 300 milyon 400 milyon aşı alırken diğer fakir ülkeler daha 2 binde 3 binde kalmış durumdalar. Yani parası olan yaşayacak, parası olmayan yaşamayacak. Tabii dünya nüfusu gittikçe artıyor, bir taraftan kuraklık var, böyle sorunlar var bu sorunlara da yabancı olmamamız gerekiyor. Sizlerin tabii Z kuşağının çok önemli şeyler bekliyor, sorunlar bekliyor. Yani bizim kuşakların bu sanayi devriminin, sanayileşmenin ortaya çıkardığı dünyadaki yıkım, kimyasallar, dünyanın sera etkisine girmesi, ısının artması, kirlenmesi, içme sularının kirlenmesi, paylaşılmaması böyle büyük sorunlar var. Bu sorunlar bizim kuşaklardan sizlere aktarılan önemli şeyler ve gerçekten çok çetrefilli konularla baş edeceksiniz ya da uğraşacaksınız. Şimdi gençlerin bütün bunlara bakıp kendilerine çeki düzen veren, bu işleri nasıl düzeltebiliriz? Biz ne yapabiliriz şeklinde kendilerine sorular sormasını istiyorum. Bir de ben tabii bizim liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü, onun söylediklerini dikkate almanızı, özellikle Nutuk’un sonunda Gençlere Hitabe’sinin dikkate alınmasını, yaptıklarının yani Atatürk’ü taklit etmek sorun değil. Önemli olan Atatürk’ün ne düşündüğünü ya da ne düşündüğünü derken şöyle; nasıl düşündüğünü, nasıl bir düşünce yapısının olduğunu, bilime nasıl inandığını, bu işlerin bilimle olduğunu bunları görmeniz ve bunları analiz etmeniz lazım. Yoksa buraya Atatürk rozeti takmakla ya da Atatürk heykeli yapmakla ya da Atatürk’ün laflarını, sözlerini söylemekle ya da Atatürk olsaydı şimdi ne yapardı demekle bu işler olmuyor. Yani onun düşünce yapısına bakmamız lazım yani bilim, önce uğraşacağız, çalışacağız arkasından bilime inanacağız. Bu konuda gençlerden, Türkiye çünkü bu konuda evet ileri gitti ama Türkiye’de çok önemli bir kültürel farklılık oluştu. Yani mesela bir tarafta işte laik kesim var, öbür tarafta daha dindar bir kesim var, öbür tarafta işte batı kültürüne daha yakın insanlar var, bir kısmı Arap kültürüne yakın insanlar var, Doğu kültürüne yakın insanlar var. Bir kültürel şey yok, evet herkes kendi kültürünü yaşatmalı, bu konuda özgür olmalı ama kültürel bölünme düşmanlığa dönüşmemeli. Bu zenginlik olarak kalmalı. Gençlerin de bunu böyle görmesi lazım. Yani biz hiç kimse birbirinin düşmanı değil, birbirinin kan davalısı değil. Bu topraklarda bizim insanlarımızın huzura ihtiyacı var, şeffaflığa ihtiyacı var. Bizim insanlarımızın adil paylaşıma, adalete ihtiyacı var. Adalet dediğimiz zaman sadece mahkemedeki adaletten bahsetmiyorum yani iş bulmaktan çalışmaya, ücretten okumaya kadar, tahsile kadar bütün konularda adalet gerekiyor. Yani bu konuda bence ana istikameti gençlerin adaleti sağlayacak bir düzen kurmak. Adalet sağlanmadığı sürece bu dünyada huzur olması mümkün değil yani mutlaka adalet adalet diye aslında yani diyoruz ya Müslümanlığın da ana şartı adalet yoksa tamam yani bu işin ritüellerini yapmak; yani namaz kılmak, oruç tutmak bunlar tamam bunlar bir tarafta ama asıl sorun insanlığın mutluluğa eriştirecek tek konu var, adalet. Adaleti sağlayacak şekilde bir çalışma yaparsanız, adaleti sağlayacak şekilde bu ülkede gerekenleri yaparsanız herhalde ülke çok daha huzurlu ve insanların mutlu şekilde yaşadığı bir duruma gelebilir. Bakın bugün yapılan araştırmalara, yani sizler çok daha erkenden ulaşıyorsunuz bu konulara, çok daha kısa zamanda ülkede ne oluyor ne bitiyor bunları öğrenmeniz mümkün hem gördüğünüz eğitim hem de bu dijital çağa çok iyi kullanmanız sayesiyle.
-Sosyal medya sayesinde.
-Evet, sosyal medya sayesinde. Onun için bütün bunlara baktığımızda şikayet eden, adaletin sağlandığı ülkelerde huzurun işte Finlandiya’nın, Norveç’in bizden çok çok daha iyi durumda olduğunu ama asıl sorunun adalet olduğunu, adil paylaşım, adil çalışma olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan birinci önceliğiniz bence adalet olmalı, ikinci önceliğiniz de bence bilim olmalı ve Atatürk’ü taklit etmek değil ya da Atatürk’ü heykellerde yaşatmak değil ya da Atatürk köşelerinde yaşatmak değil. Atatürk’ü aynı zamanda, onun düşünce şekliyle yani neleri dikkate alıyordu? Bilimi dikkate alıyordu, bilime göre şey yapıyordu. İnsanlara özgürlük vadediyordu, adalet vadediyordu. Bütün bunları yapabilirseniz bununla hem Türkiye’yi hem dünyayı değiştirebilirsiniz diye değerlendiriyorum. Bu konuda sadece Türkiye’deki gençlere değil tabii diğer dünyadaki bütün Z kuşağı belki dünyayı bu içine saplanmış olduğu bataktan, kirlilikten, adaletsizlikten çıkaracak. Yani bir tarafta adamları sömürüyorsunuz, Fransa’da Afrika ülkelerini sömürüyorsunuz, Fransa’da milli gelir 50 bin dolar, gidiyorsunuz Fransa’nın sömürdüğü Mali’ye bakıyorsunuz oralarda insanlar işte ayda 10 dolarla yaşamaya çalışıyorlar ve bütün zenginlikleri, bütün varlıkları, kaynakları bir tarafa aktarıyor. Yani bizim en büyük zenginliğimiz kaynaklarımız ve bunlar içinde de en önemli konu bence insan kaynakları. İnsan kaynaklarına sahip olmamız gerek, sahip olduğumuz insan kaynaklarının değerini bilmemiz gerekiyor. Bu da nasıl olur? Liyakati ön plana çıkartırsak olur, adaleti ön plana çıkartırsak olur, bilime değer verirsek olur. Yani bence asıl önemli olan bilimin ışığında adaletli bir yönetim, adaletli bir çalışmanın esas alınması lazım. Yani bu konuda bizim örneğimiz Mustafa Kemal Atatürk diye değerlendiriyorum.
-Evet komutanım, teşekkür ederim. Yani kısaca Z kuşağının, adaleti tesis etmek yolunda gayret göstermesi gerekiyor bizim gelecek neslim olarak. Komutanım şimdi dış politikayla ilgili bir konuyla devam etmek istiyorum. Bunu Mısır medyasında da yayınlayacağız, oradaki arkadaşımızla ortak olarak. Mısır -Türkiye yakınlaşması, Mısır ile Yunanistan arasında daha önceden imzalanan Deniz Yetki Alanı Anlaşması’nı etkiler mi? Etkilerse sizce nasıl etkileyecektir?
-Yani şöyle söyleyeyim; Mısır’la Yunanistan arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını etkiler mi diyorsunuz değil mi?
-Evet.
-Evet, etkiler. Türkiye’nin tabii ki Doğu Akdeniz’de ve Kuzey Afrika’da kendine karşı kurulan o bloktan kurtulması gerekiyor. Çünkü Türkiye diğer ülkelerle aralarındaki mesafe yani Suriye’yle, Irak’la, Mısır’la, Lübnan’la birçok ülkeyle arasında sorunlar oluşmaya başladığı zaman ya da irtibat koptuğu zaman ortaya Türkiye’yi sınırlayan birtakım bloklar çıktı. Yani işte İsmet grubu gibi Doğu Akdeniz grubu gibi İsrail’in, Mısır’ın ondan sonra Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Yunanistan’ın, Güney Kıbrıs’ın içinde yer aldığı gruplar var. Türkiye tabii amacı kendi daha önce de Mısır’la bu konuda çok daha evvel çalışmalarımız da var yani daha Mübarek döneminde de Türkiye’nin Mısır’la ilgili özel yetki deniz alanının belirlenmesi konusunda önemli çalışmaları var. Tabii Mısır hem Arap dünyasında hem de Afrika da önemli bir ülke. Hem Afrika da önemli bir güç, hem Arap dünyasında da gücün yanında bir de ne diyelim onların entelektüel kapasitesi yüksek bir toplum, entelektüelleri yüksek bir toplum. Öyle olunca Mısır- Türkiye arasında mutlaka bir iş birliğinin oluşması gerekiyor. Yani bu iş birliği Türkiye’nin bölgedeki etkisini arttırır. Neredeki etkisini arttırır? Hem Orta Doğu’daki etkisini arttırır hem de Doğu Akdeniz’deki etkisini arttır, Kuzey Afrika’daki etkisini arttır. Türkiye işte Afrika’ya açılmaya çalışıyor ve bu konuda Mısır’la birlikte yapabilirler, rakip olmaktan çok birlikte açılabilirler. Bu deniz yetki alanlarının belirlenmesi konusu da biliyorsunuz, Türkiye’nin Libya’yla Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesi (SINIRLANDIRILMASI) Anlaşması’ndan sonra alelacele Türkiye’ye karşı yapılan bir anlaşma Yunanistan’la Mısır arasındaki anlaşma. Bu tabii bu anlaşmayı etkiler ve Türkiye’nin Mısır’a sunduğu teklifte eğer bu deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusu Türkiye’nin tezlerine uygun olarak yapılırsa Mısır binlerce kilometrelik herhalde bir 20 bin 25 bin kilometrekarelik alan kazanıyor, önemli bir alan kazanıyor. Dolayısıyla onun hakları zaten şu anda yapılan anlaşmayla hem Güney Kıbrıs tarafından hem de Yunanistan tarafından gasp edilir, bu anlaşma değişir ve büyük ihtimalle değiştirilir diye değerlendiriyorum ama zamana ihtiyacımız var. Yani bu tür anlaşmalar, bu tür faaliyetler şey olmuyor; işler bozuldu, işleri hemen düzeltelim arkadan anlaşma gelsin değil, bir güven sağlanması gerekiyor önce karşılıklı güven. O güvenden sonra yapılıyor. Onun için ilişkileri bozarken çok dikkat etmemiz gerekiyor, ilişkilerde çok dikkat etmemiz gerekiyor çünkü bozduğumuz bir ilişkiyi tekrar tamir etmek çok zor, güven sağlamak çok zor. Ben olaya bu açıdan bakıyorum. Türkiye- Mısır Anlaşması, Türkiye- Mısır ilişkileri bence Türkiye açısından da çok önemli, Mısır açısından da çok önemli. Türkiye’nin Mısır’ı yanına alması, onunla ittifak yapması bence hem Kıbrıs Rum Yönetiminin, hem de Yunanistan’ın, hem de Avrupa’nın, Doğu Akdeniz’deki o düşündüklerini ya da planlarını bozar diye değerlendiriyorum.
-Evet komutanım. Bir de şöyle bir konu var yine bu konuyla ilgili; Libya’da son dönemde Libya Dış İşleri Bakanı ve Birleşmiş Milletler tarafından özellikle üstü örtülü olarak Türkiye’nin Libya’dan çıkmasına yönelik açıklamalarını nasıl değerlendirmek gerekir? Türkiye ile Mısır arasında imzalanan Deniz Yetki Alanı Anlaşması’nın geleceğini nasıl bulmak gerekiyor? Türkiye ile Mısır arasındaki yakınlaşma, Türkiye ile Libya ilişkilerini nasıl etkileyecektir Sayın Komutanım?
-Şimdi şöyle söyleyeyim, bir defa bu Birleşmiş Milletler genel sekreterinin hem de Libya Dış İşleri Bakanının söylemiş olduğu konular üstü örtülü vaziyette; bütün yabancı güçlerin Libya’dan çekilmesi konusu gündeme getiriliyor. Öncelikle paralı askerler çekilsin dediler, gündeme geldi daha sonra bütün yabancı güçler dediler. Hatta bir toplantıda Dış İşleri Bakanımızla, Libya Dış İşleri Bakanının bulunduğu bir yerde Libya Dış İşleri Bakanı bunu söyledi; Türkiye’nin de bu konuda gerekeni yapacağını falan söyledi ama şu anda Türkiye o bölgede olmak zorunda. Türkiye orada bir denge unsurunda. Yani Libya’da bir çözüm olmadan Türkiye’nin oradan çekilmesi yani ne diyelim çok büyük bir hata olur. Mutlaka Türkiye orada bulunmalı ve yapılacak anlaşmada masada olmalı ve Libya’yla ilgili çok evvel önceden de ilişkilerimiz vardı işte bir sürü müteahhitlerimiz var çok sayıda iş yapmışız, geçmiş tarih de öyle. Libya’nın da bölünmesini istemiyoruz yani o bölgede Libya’nın bir bütün olarak kalmasını istiyoruz. Dolayısıyla bu konuda, Libya konusunda Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları orada kalır. Belki gelen birkaç şey varsa onlar geri çekilebilir ama Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının orada kalacağını ve Türkiye’nin o bölgede üslerde, iki üs var; bir deniz üssü var bir de hava üssü var, oralarda yeterli derecede güç bulunduracağına, hatta anlaşma olsa bile Libya’da gereken hükümet kurulsa bile o kurulacak hükümet içerisinde anlaşma yapmak suretiyle, sözleşme yapmak suretiyle Türkiye’nin Libya’da bir üs elde etmesini; deniz üssü ve hava üssü elde etmesi Türkiye açısından da Libya açısından da çok önemli olacaktır. Bu konuda Avrupa Birliği’nin birtakım şeyleri olabilir, Fransa’nın, İtalya’nın..
-İsteği mi?
-Çekinceleri olabilir. Bu konuda Mısır’a da gereken güveni, gereken önemi vermek gerekiyor. Bu konuda Mısır da birtakım çekincelerde bulunabilir. Mısır’ın bulunacağı çekince o bölgedeki ihvan veya işte Müslüman kardeşlerin bazı terör örgütlerinin kendine bir tehdit teşkil edeceği konusunda böyle fikirleri var. Bu konuda Türkiye’yle Mısır birlikte de Libya’da bulunabilirler, zaten Mısır Libya’nın komşusu. Şimdi diğer bir konu söylemiş olduğun, Libya- Türkiye Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesi Anlaşması, işte Cahit Yağcı’nın o çizmiş olduğu haritaya göre falan bu konu çok önemli yani bu anlaşma Türkiye’ye çok önemli bir etki kazandırdı, Türkiye’nin tezlerini önemli ölçüde dünyaya kabul ettirmeye çalıştı. Bugün bakıyoruz şimdi belki biraz sonra Yunanistan’la ilgili konuyu da görüşeceğiz ama Yunanistan’ın bu konuda Türkiye’yle görüşmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu anlaşmanın iktidar değişikliğine falan gideceğini sanmıyorum yani bu anlaşma iki devlet arasında yapılan bir anlaşmadır ve bu anlaşma Birleşmiş Milletlere de gönderildi, Türkiye’de de kabul edildi TBMM’de, sanırım şeyde de herhalde kabul edildi, Libya’da da kabul edildi ama Libya’da şu an geçici bir hükümet var ve seçimler yapıldı. Seçimlerden sonra ortaya çıkacak hükümet bu anlaşmayı fesheder bilmem ne yapar falan diyor, bence feshedeceğini sanmıyorum. Türkiye her şeye rağmen hem Doğu Akdeniz’de bu anlaşmayı korumalı ki koruyacağını değerlendiriyorum. Bu anlaşmayı korumak için gereken ne varsa Mısır’la, Libya’yla gereken ne varsa yerine getirmeli. Kurulacak olan yeni bir hükümet de bu anlaşmayı şey yapmalı çünkü kurulacak olan hükümette de Türkiye’nin etkili olabileceğini değerlendiriyorum. Yani Libya evet, petrol açısından, doğalgaz açısından zengin bir ülke ama çok ihtiyaçları var, bu ihtiyaçların bir kısmı Türkiye’de. Savunma sanayiyle yapmış olduğumuz önemli teknolojik çalışmaların ya da önemli silahların oraya aktarımı olabilir belki bu konuda iş birliği geliştirebilir. Dolayısıyla bu anlaşmanın korunacağını değerlendiriyorum yani Mısır hükümeti yani Libya hükümeti değişsin veya değişmesin ama Türkiye, Libya hükümeti içerisinde mutlaka kendisine sempati duyan, kendisinin yanında olan bazılarının alınması konusunda her zaman etkili olabilir, Türkiye’nin böyle bir etkisi var. Bu konuda Mısır’la da iş birliği yapmalı diye değerlendiriyorum. Bu aynı zamanda biraz evvel konuştuğumuz o Mısır-Türkiye arasındaki Deniz Yetki Sınırlarının Belirlenmesi için de önemli bir çözüm şekli olacaktır diye değerlendiriyorum. Çünkü Mısır’la Türkiye birbirine tehdit değil. Yani ne Afrika’da Türkiye Mısır’ın önüne geçiyor, ne de Orta Doğu’da Türkiye Mısır’ın önüne geçiyor. Dolayısıyla bu olayı, rekabet olayını ortadan kaldırmamız lazım. Türkiye’yle Mısır eğer iyi ilişkiler içinde bulunursa her iki ülke de hem Afrika’da hem de Orta Doğu’da hem buraların gelişmesini sağlarlar hem de buradaki barışa çok büyük bir hizmet etmiş olurlar diye değerlendiriyorum. Aynı zamanda Filistin’e de etkileri olur.
-Evet o konu da önemli.
-İsrail’in yakın ilişkisi var Mısır’la. Dolayısıyla Filistinlilerin korunmasında, Filistinlilerin böyle her seferinde yıkıma uğramasını da önlemiş olurlar. O bölgede iki devletin çözüm üretmesi konusunda da birlikte çalışmış olurlar diye değerlendiriyorum ama bunun yolu bu tabii biraz zaman alacak, bunun yolu önce karşılıklı güveni sağlamak, Türkiye’nin Mısır’a tehdit olmadığını açıklamak mesela, Türkiye de Mısır’ın kendisine tehdit olmadığını anlaması lazım. Başka türlü zaten bu işin içinden çıkamayız yani mutlaka iki ülke arasında bir iş birliği, ittifak gerekiyor. Zaten biliyorsunuz Mısır’ı Mısır yapan, Mısır’ı kuran Kavalalı Mehmed Ali Paşa’dır. Ondan sonra Hidivlik olmuş, Hidivlikte de bağımsız hale geçmiş, Mısır o dönemde Kahire dünyanın, özellikle 1. Dünya savaşından sonra dünyanın herhalde entelektüel tabakasının bulunduğu bir yer haline gelmiş. Paris’ten çok daha önemli bir yer haline gelmiş ama zaman içerisinde tabii darbeler vesaireler falan çok farklı duruma gelmiş. Onun da kendi iç sorunları var; işte bu terör konusu var, Müslüman kardeşler konusu var rekabet halinde olduğu.
-Kendi iç sorunları var.
-Evet. Ekonomik sorunları var, dışarıda bu Etiyopya’nın yapmış olduğu Rönesans barajı var, büyük bir baraj, oradan kaynaklanan sıkıntıları var yani su kesilirse diye. Çünkü Mısır demek Nil demek, Nil yoksa Mısır da yok. Yani Mısır’a gidip umarım bir daha görürsünüz, Nil hayat, bütün hayat Nil vadisinin etrafına gelişir. Nil biterse Mısır biter. Yani su olmazsa Nil’de, Mısır da biter.
-Biz bunu ara başlık olarak da belirteceğiz evet. Komutanım teşekkür ederim, bunu Mısır medyasında yayınlayacağız. Arkadaşımız çevirecek kendi dillerine, Arapçaya. Şimdi önemli bir soruyla devam etmek istiyorum, aslında ben bu konuyla ilgili araştırmalar yapıyorum normalde; terör ve güvenlik konusuna ilişkin. Terörle mücadele konusundaki çalışmalarımızı, faaliyetlerimizi yeterli buluyor musunuz? Terörle mücadelemizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Son dönemlerde özellikle milli istihbarat teşkilatımızın yapmış olduğu yurt dışı operasyonları, başarılı çalışmaları siz bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl yorumlamak istersiniz?
-Yani şöyle söyleyeyim; son dönemde, özellikle son 5 yıldır yani bu 15 Temmuz 2016 darbesinden sonra terörle mücadelede çok farklı bir boyuta geldik. Terörle mücadelede terörü, yurt dışından itibaren karşılamaya başladık. Ne verdi buna imkan? Geliştirdiğimiz insansız hava araçları, silahlı silahsız insansız hava araçları ve geliştirdiğimiz önemli mühimmatlar ve yine bunlarla birlikte alanda hem Türkiye içinde hem de Türkiye dışında alanda istihbarat teşkilatımızın alana yayılması, alana hakim olması, olup biteni görmesi ve Türkiye’nin dışından itibaren terör örgütleriyle mücadele ettik. Yani bir taraftan Türkiye’nin içinde işte bu Endeks hava araçları vesaire oldu biliyorsunuz, oralarda terörü bir şekilde şey yaptık, içeride bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda operasyonlar devam ediyor, galiba Doğubayazıt’ta da devam ediyor Eren-15 operasyonu. Terör örgütü sayısının, terör sayısının 260’a düştüğünü görüyoruz yani bu çok önemli bir konu. Bu tabii yurt içi çalışmalar ama yurt dışında da terörü kaynağından itibaren vurmaya başlıyoruz, karşılamaya çalışıyoruz. Bunları yaparken de elimizdeki modern teknolojik araç ve gereçleri kullanıyoruz öncelikle. Böyle yeni bir konsept yani terörü dışarıdan itibaren, terörün kaynağını kurutmak. Bu arada terörün kaynağını kuruturken tabii ki biz kendi silahlı kuvvetlerimizi kullanıyoruz dışarıya karşı. İstihbarat teşkilatımız alanda, tek tek takip ediyor ve bir şekilde başta terör liderleri olmak üzere bunları bir şekilde etkisiz hale getiriyoruz, etkisiz hale getirmeye çalışıyoruz. Tabii terörün kaynağının kurutulması harekatın yanında diplomasiyle de gerekiyor, diplomasi konuşup terörün bitirilmesi lazım.
-Diplomatik istihbaratın bu başarıya faydası ne? İlişkilendirebilir miyiz?
-Tabii, yani karşılıklı istihbarat paylaşımı gerekiyor. Yani biz görüştüğümüz zaman işte bilgileri birbirimize vermemiz gerekiyor, konuşmamız gerekiyor. Yine bu ülkelere gidip bu ülkelerde teröre karşı yani Türkiye örnek verelim terör örgütünün dışardaki sınırlardan içeri girmesi konusu söz konusu. Bu konuda yapmamız gereken şeylerden bir tanesi de o ülkelerdeki Türkiye’ye yönelik teröristlere baskısı altına almasıdır, rahat hareket etmelerinin önlenmesidir, bize teslim edilmesidir yani öncelikle onları söylemem gerekiyor.
-Uluslararası iş birliği.
-Uluslararası iş birliği. Bir de terör örgütünün dış kaynağının kesilmesi lazım. Yani şimdi bakıyoruz, terör örgütü dış kaynağına Amerika yardım ediyor, başka ülkeler yardım ediyor. Şimdi o kaynak kesilmeden o mühimmat, silah kesilmeden ya da işte Avrupa’da birçok yerde para toplanıyor.
-Özellikle finansal kaynaklarının kesilmesi komutanım.
-Para toplanıyor, o paralar geliyor o paralarla bir şeyler yapılıyor işte bu son zamanda yapılan maketler şunlar bunlar, teknoloji aktarılıyor, eğitim aktarılıyor bunlara. Bunlara safe zone dediğimiz korunma yerleri sağlanıyor, korunaklı yerler sağlanıyor, eğitim yapacakları yerler sağlanıyor. Bunların asker alma ya da personel tedarikinin önlenmesi gerekiyor. Türkiye bütün bu konularda çalışıyor ama başarılı olamadığımız tek konu herhalde bazı ülkelerin bu terör örgütüne PKK’ya yardımları konusu var. Bunu önleyemedik. Bundan biraz da mesela Amerika Birleşik Devletleri YPG’ye ya da DEAŞ’a savaşmamızda bize yardım ediyor diye binlerce tır dolusu malzeme gönderiyor.
-Dolaylı yoldan yardım ediyor aslında.
-Yardım ediyor ve o malzemelerin tabii bir kısmı PKK’ya gidiyor ama bütün bunlara rağmen bence Türkiye’nin terörle mücadelesinde yani şöyle bir şey var; Türkiye kendi sınırları etrafında, kendi sınırları önünde, güneyinde Hatay’dan başlayıp Irak sınırı da dahil olmak üzere Hakurk’a kadar 30-35 kilometrelik bir güvenlik, tampon bölge tesis etmeye çalışıyor. Bunun büyük bir bölümünde de başarılı olduk, öyle söyleyelim. Yani bunu yapmaya çalışıyor. Başka bunun dışında bu kuşağın daha ilerisindeki terör örgüt yuvalarında vurmaya çalışıyor ama bir taraftan da işte ülkelerle görüşmek suretiyle bu örgüte yönelik kaynağın hem Avrupa’dan gelecek madde kaynağının, finans kaynağının hem de bu örgütlere verilecek olan eğitim ve istihbarat desteğini, bunları da önlemeye çalışıyor. Bence şu anda geldiğimiz noktada çok iyiyiz, çok iyi bir durumdayız. Özellikle çok yönlü bir çalışma var, bu arada tabii doğuda ve güneydoğuda da çok önemli yatırımlar var. Yani bu yatırımlar sayesinde de büyük ölçüde yani yatırımlar sadece yoldu şuydu buydu değil onun dışında iş yatırımları var işte birçok yerde her ne kadar bu Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin bölgeye olan ihracatını etkilemiş olsa da bu konuda da bölgesel ihracat devam ediyor, imalat yapıp onları satan çok sayıda Anadolu Kaplanı dediğimiz unsurlar var. Buraya baktığımızda Türkiye’nin iyi yolda olduğunu görüyoruz, terör konusunda çok önemli mesafeler aldığımızı görüyoruz. İnsanlar da bu konuda bilinçlenmiş durumda yani PKK terörü dediğimiz zaman herkes o mücadelede iktidarın arkasında duruyor, yönetenin arkasında duruyor. Bu konuda da herkes, başta Türk kökeni vatandaşlarımız olmak üzere bütün vatandaşlarımız gereken hassasiyeti gösteriyorlar. Ama psikolojik harekat dahil tüm faaliyetlere devam etmemiz gerekiyor çünkü bu konuda en ufak bir gevşeklik Türkiye’yi tekrar o eski ölümcül, insanların öldüğü, sabotajların yapıldığı duruma dönüştürebilir. Bir diğer tarafta yabancılar da dahil olmak üzere bazı militanların bu söylemlere çalıştığı ama bir türlü başaramadığı Kürt kökeni vatandaşlarımızla diğer vatandaşlarımızı karşı karşıya getirme konusunda da önemli çok sağlam bir yapımız var, onu başaramadılar Allah’a çok şükür. Bu sağlam yapı bizi herhalde terörle mücadelede çok ayrı bir yere götürecek diye değerlendiriyorum.
-Komutanım çok teşekkür ederim önemli konulara değindiniz. Bunları alacağız, haberleştireceğiz. Şimdi soru olarak da şunu sormak istiyorum size baya yoğunsunuz çok da vaktinizi almak istemiyorum. Komutanım şu anda Güvenlik ve Savunma Stratejileri Uygulama Ve Araştırma Merkezinin Koordinatörlük görevine devam etmektesiniz. GÜVSAM’ın Çalışmaları hakkında, faaliyetleri ve projeleri hakkında bilgilendirmelerde bulunabilir misiniz?
-Tabii, GÜVSAM tabii hemen hemen şöyle GÜVSAM var bir de onunla beraber olan Ekonomik Politik Araştırmalar grubu var. Bu iki grupla birlikte GÜVSAM dahil olmak üzere, dünyadaki gelişmelerle ilgili belli zamanlarda paneller hazırlıyoruz. Ve panelleri herhalde 15 günde 1 EPAM’ın, Ekonomik Politik Araştırmalar Merkezi EPAM, diğeri de GÜVSAM da Güvenlik Savunma Araştırmaları Merkezi diye. Bunları online üzerinden çalışıyoruz ve hemen hemen her çalışmaya ben de gidiyorum, panele konuşmacı olarak. Soru cevap yapılıyor onları alıyoruz, daha sonra da bunları GÜVSAM’ın haftalık dergisi var, orada yayınlıyoruz o dergilerde. Ve yine Türkiye’deki sorunlarla ilgili görüşüyoruz yani dünyadaki sorunlar, dünya nereye gidiyor, ne oluyor işte Çin’in etkisi veya ondan sonra işte mesela herhalde bugün 20.00’da büyük bir çalışmamız daha var bu konularla ilgili oturup bir panel yapacağız. O panelde yine bu konuları görüşeceğiz. Yani önemli sorunları, Türkiye için ve dünya için önemli sorunları oradaki üniversitedeki bilim adamlarıyla karşılıklı olarak konuşuyoruz ve ortaya birtakım çözümler koyuyoruz, daha sonra da bu çözümleri yayınlıyoruz. Ve araştırmalar yapıyoruz, bu araştırmaları zaman zaman öğrenciler de bu araştırmalara katılıyor. Bence çok güzel bir üretim sistemimiz var yani öyle söyleyelim. Sanırım bu konuda bilinçlendirme çalışmaları da yapıyoruz. Yani bilinçlendirme çalışmaları derken yani mesela işte Çin’in son dönemde geldiği noktalar. Ayrıca GÜVSAM vasıtasıyla ben de dahil olmak üzere önemli uzmanlarımız var. Ben de dahil olmak üzere uzmanların elde ettikleri bilgileri ya da dünyadan elde ettikleri bilgileri bizlere aktarıyorlar, biz de bütün gelişmeler hakkında bilgi sahibi oluyoruz, öğreniyoruz. Yani GÜVSAM tabii çok önemli bir işlevi yerine getiriyor. GÜVSAM’ın müdürü yine bir emekli asker, doçent arkadaşımız var başında. Çok önemli işler yaptığını düşünüyorum ben, önemli bir boşluğu dolduruyor.
-Gençler de dahil oluyor mu komutanım bu çalışmalara?
-Dahil oluyor. Yani üniversitedeki arkadaşlarımız var okuyan.
-O zaman gençlere yol gösteriyorsunuz siz.
-Tabii tabii onlar da dahil oluyor, bazen çalışmalara onları da dahil ediyoruz. Mesela şu anda bir kitap dokümanı hazırlanıyor terörle ilgili bir doküman hazırlanıyor. O terörle ilgili dokümana bütün o GÜVSAM’da çalışan yani GÜVSAM’da bulunan bilim adamları dahil olmak üzere önemli makaleler yazıyorlar kendi alanlarında terörle ilgili. Yani aslında hem yol gösteriyor, hem de Türkiye’nin sorunlarına cevap verildiği, bu sorunların dünyada nasıl etkilendiğini anlatan, bu konuda insanların ya da bilim insanlarının ve üniversitede okuyan gençlerin hem bilgilerini aktaran hem bilgilerini tazeleyen hem de onlara yeni bir yol yöntem gösteren önemli çalışmalar yapılıyor GÜVSAM’da. Bunun için tabii başta kurucular olmak üzere İstinye Üniversitesi’nin GÜVSAM vakfına, vakfının kurucularına başta olmak üzere hepsine minnet borçluyuz, teşekkür borçluyuz böylesi bir bilimsel çalışma yaptıkları için. Sanırım belki daha sonra bunlar daha geniş alanlara yani bu akademik çevresinden çıkıp daha geniş alana yayılabilir, yayılır zaman içerisinde, belki o konuda gereken çalışmalar yapılır. GÜVSAM müdürümüz Doç. Dr. Fahri Erenel emekli Tuğgeneral, o da çok önemli çalışmalar yapıyor, hem ders veriyor üniversitede hem de bu konuda ekibiyle beraber birlikte güzel çalışmalar yapıyoruz. Her panelin konusunda uzman, üniversite dışında 1-2 kişi katmak suretiyle onların getirdiği renkle, onların getirdiği tecrübeleri de değerlendiriyoruz. Gerçekten ben tabii içinde bulunduğum için çok büyük bir haz duyuyorum GÜVSAM’da çalışmaktan, hem de o hazın dışında bir de çok şey de öğreniyorum. İnsanın bilmediği o kadar çok şey var ki bu konularla ilgili, değişik fikirleri öğreniyoruz. Yani bir yere saplanıp kalmıyoruz, çok daha değişik tecrübeler ortaya çıkıyor. O değişik tecrübeler sorunları farklı görmemizi sağlıyor.
-Gençlere açık bir merkez o zaman komutanım, gençler kendini yetiştirmek istediği zaman, destek almak istediği zaman.
-Onların dergilerini de elektronik olarak yayınlıyoruz elektronik ortamda.
-Yani yapılan panelleri haberleştirebiliriz, bizim gazeteciler platformumuz var, ekibimiz var. Onlar da benim gibi genç gazeteci adayı. Ben üniversite öğrencisiyim aynı zamanda yani bu çalışmaları biz de takip etmek isteriz. Bunu da not alalım. Ben çok teşekkür ederim Sayın Komutanım.
-Ben teşekkür ederim.
-Özellikle de biz gençlere aydınlatıcı, yol gösterici tavsiyelerde bulundunuz, ben çok teşekkür ederim sizlere vakit ayırdığınız için.
-Sağ olun, çok teşekkürler başarılar diliyorum.