Röportajlar 0

Öztürk Yılmaz Röportaj

Sayın Vekilim bildiğiniz üzere bu aralar gündemin önemli konu başlığı dış politika ile ilgili konularda yoğunlaşıyor. Biz de hemen gündeme uygun olarak size Doğu Akdeniz ile Irak ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin bir soru sormak istiyoruz. Sayın Yılmaz, siz Irak’taki federatif yapının bir benzerinin Suriye’ye kurulacağını ve bunun de facto bir şekilde kabul edileceğini varsayıyor musunuz? Türkiye’nin böylesi bir durumda direkt olarak Şam yönetimini muhatap alarak bu özel yapıya karşı birlikte hareket etme olasılığı var mı?

ÖZTÜRK YILMAZ– Şimdi ben bu konuyla ilgili yaklaşık 5 yıldır uyarılarda bulunuyorum. Orada PKK yapılanması bir bölge oluşturdu. Maalesef hükümet burada ve çok uzunca bir süre sessiz kaldı. Bu bölge daha sonra ABD tarafından himaye edildi. Oradaki PYD unsurları eğitildi, donatıldı, adeta bir ordu haline dönüştürüldü. Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda hükümet baştan çok yanlış bir çizgiye sürüklendi, sonra da çıkamadı yalnızlaştı ve Suriye’deki süreci yönetemedi. Şimdi Suriye’de Irak benzeri bir yapı çıkıyor. Nasıl ki orada Talabani ve Barzani birleştirildi Bremer Anayasasıyla oraya bir otonom bölge verildi ve Irak üniter yapıdan federal yapıya dönüştürüldüyse, Suriye’de de muhtemelen toprak bütünlüğü olması halinde federal bir yapı çıkacak. Bu defa PKK, PYD unsurlarının Fırat’ın doğusundaki sözde bölgesi meşru alana dönüşmüş olacak. Benim bu konuda hükümete daha sonra çeşitli tavsiyelerim olmuştu ama bunların dinlenmediğini görüyoruz. Şimdi bizim orada askerimiz var, çok ağır bedel ödedik. 5 milyondan fazla Suriyeli içimizde. Hem yediriyoruz içiriyoruz hem bunlar güvenlik riski teşkil ediyor ülke için ileride. Ben de şu öneride bulunmuştum; şimdi siz PKK’nın bölgeyi oluşturmasını engelleyemiyorsunuz, Suriye de bölgelerden oluşan bir federasyona geçecek. O zaman bizim kontrolümüzde olan şu anda 4 tane bölge var. Bunlar İdlib, Afrin, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı alanında 4 tane bölge var. Bu 4 bölgeyi birleştirelim, tek meclis ve tek idareye dönüştürüp bölge yapalım. Eğer yarın Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından bir süreç başlayacaksa bu federal yapı şeklinde olacaktır. O zaman PYD, PKK bölgesi ortaya çıktığı zaman bu bölgede tek idare ve tek meclis olarak masaya oturacak ve Türkiye’ye yakın bir bölge çıkmış olacak. Ama bunu yapmadılar, çünkü bu bölgeler ayrı ayrı bizim Güneydoğu’daki iller ve koordinasyon halinde illerin, vali yardımcılarının uhdesine bırakıldı. Bence siyasi gerçeklikten uzak bir yapılanmaya gidildi. Yarın orada eğer barış görüşmeleri olursa, bölgelerden oluşan bir Suriye olursa bu 4 bölgenin temsilcisi kim olacaktır? Masaya oturabilecek mi? O gücü olabilecek mi? Çünkü bölük pörçük şu anda. Diyelim ki masaya oturdular, ne kadar güçlü olacaklar? Veya yarın çıktı dediler ki, Suriye’deki bütün yabancı kuvvetler geri çekilecek ve Türkiye’nin orada askeri çekildikten sonra bu bölgeleri 2 günde Esad orayı alamaz mı? Bu hükümet aymaz bir hükümet, sorumsuz bir hükümet, gerçekten gerçekleri görmekten uzak bir hükümet, dediğim dedik çaldığım düdükle giden bir hükümet ve dış politikanın zerresinden anlamıyor. İçkan boyuna pompalanan düşünceleri sanki dışarıda da başarıyormuş gibi bir izlenim veriyor ve o olaylara kayıtsız kalıyor. Burada dış işleri bürokrasisi çökmüştür, hiç kimse gerçeği söylemiyor. Devlet bürokrasisi çökmüştür, herkes aynı terfi peşinde, konumunu koruma peşinde. Ama burada birisinin bir şey söylemesi lazım. Adeta körlük, sağırlık hakim olmuş durumda. Burada yarın bölge çıktığı zaman, masaya oturdukları zaman eğer burayı tek bölge olarak oturtamıyorsanız, yarın orada en zayıf çıkarsınız. Hele bir de yabancı kuvvet tırnak içinde çekilsin diye Güvenlik Konseyi karar alırsa ki barışta böyle oluyor, çıkmadığınız anda da işgalci konumuna düşersiniz. Orada bir yapıyı, bölgeye dönüştürmediğiniz için oradaki halklar, bölgeye dönüştürmediğiniz için ayrı bir kimliğe kavuşturmadığınız için de orayı dağıtmış olursunuz. Türkiye fiyasko yaşar. Ben bunu söylediğim zaman sözüm itibarsızlaştırılıyor, sulandırılıyor. Ve insanlar maalesef artık siyasi konuşuyorlar yani gerçek Türkiye’nin çıkarlarına, memleketin çıkarlarına ne uygundur ona bakmıyorlar. Orada bölge oluşturmak konusu, Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı bir durum değil. Bugün Irak’ta da bölge var ama Irak’ın toprak bütünlüğü var anayasal olarak. Bölge mecburen oluşacak. Suriye eski Suriye olmayacak. PKK orada bölgeyi oluşturdu, hatta federal bir yapı oluşturdu. Biz neyi bekliyoruz? Yani kontrol bizde. Orada yerel kentlerde meclisleri oluşturup bir karar alırlar, toplanırlar, tek bölgeye dönüşürler, tek idari bölge olur. İdari bölge konusunda da zaten üç bölge birbirine bitişik bir bölge, bir bölge ayrı, o bölge de diğerinin idari olarak uzantısı olur, tek bölge tek meclisle masaya oturulur. Oturulduğu zaman da güçlü olur, orası bölge olarak kabul edilir ve Türkiye’ye yakın bir bölge çıkar, Suriye’de toprak bütünlüğü kalacaksa kalır. Yarın diyelim ki Suriye’de toprak bütünlüğü kalmayacak, bakın çok açık konuşuyorum, çok çok açık konuşuyorum, kalmadı diyelim Suriye’nin toprak bütünlüğü o zaman bu bölge kendi kaderini kendi belirleyecek. Nasıl ki PKK orada devleti ister istemez çıkaracaksa, bu yapı da kendi devletini çıkarır, ister Türkiye’yle işbirliğine girer ister katılır ister Şam’la işbirliğine girer, bu böyledir. Coğrafyadaki sınırlar değişiyor. Yani bin yıl önceye gidin, iki bin yıl önceye gidin hangi milletin nerede yaşadığına bir bakın. Şu anda siz kontrol ediyorsunuz bu bölgeyi ama heder ediyorsunuz. Yani o kadar bedel ödemişsiniz, bunun bir siyasi karşılığının olması lazım. Yani bugün Türk askeri Afrin’de bedel ödemişse, orada Türk askerinin kanı akmışsa, o bölgede bizim hakimiyetimizin olması lazım. Bu bir işgal şeklinde değil, orayı örgütlendirerek, yerel halka bölge yaptırarak, Türkiye o süreci yöneterek orada pekala söz sahibi olur. Bugün Talabani ile Barzani’yi birleştirdiklerinde ve Bremer Anayasası’nda oraya federal bir bölge verdiklerinde önce şöyle denildi; Irak bölünüyor dendi ama bölünmedi. Ama bölge şunu gösterdi; Bağdat’a adeta bizim kimliğimizi tanıyacaksınız, anayasal haklarımızı tanıyacaksınız, bizim ayrı bir entite olduğumuzu tanıyacaksınız dedi ve sürekli de bağımsızlık kartını bir silah olarak kullandı, Bağdat’ı sıkıştırdı. Şimdi buradaki, Suriye’deki bu bölgede eğer güçlü olursak bizim oradaki elimiz güçlü olur, Şam burada çok at koşturamaz. Varsa bir mücadelesi PKK ile yapar yani bu bölgede kimseye düşman olmaz zaten. Şimdi bunu yapmıyor, yapmayınca da ne oluyor? Türkiye zamanını boşa tüketmiş oluyor. Biz söyleyince insanların zoruna gidiyor, gerçeği kabul etmek istemiyorlar bakınız gerçeği kabul etmek istemiyorlar, adım atmaktan çekiniyorlar. Putin mesela Abhazya’da bir olay çıkıyor oraya çöküyor, Osetya’da bir olay çıkıyor oraya çöküyor, Kırım’da bir olay çıkıyor oraya çöküyor, Vannes bölgesinde bir olay çıkıyor oraya çöküyor; İsrail olana çöküyor. Bakınız bunlar hep olan şeyler değil mi? Coğrafya değişmiyor mu? Amerika doğrudan rejim değişikliği adı altında kukla yönetimler getiriyor Afganistan’a, Irak’a, başka yerlere. Şimdi sen bölgede güçlü olmak istiyorsan, bu benim dediğimi harfiyen yapmak zorundasın. Ama bu Yenilik Partisi’nin misyonu, tarihi misyonu bu. Ben Suriye’de tek bölge istiyorum yani bu 4 bölgenin birleştirilmesini istiyorum. Eğer ben bu alternatifi yakaladığım zaman benim yapacağım ilk kararlardan birisi burası olacak. Çünkü ben niçin bu 5-6 milyon Suriyeliye baktım? Niçin ben bunları besledim? Ne faydam oldu benim?

 

Sayın Yılmaz, burada Rusya’nın tutumuyla ilgili de bir şeyler eklemek gerekmiyor mu?Rusya’nın buradaki tutumuyla ilgili. Hani Rusya’da 15 Temmuz’dan sonra özellikle Türkiye- ABD ilişkileri sarsılmışken biz Rusya’ya yakınlaştık fakat Suriye ve Libya meselesinde tekrar Rusya’yla bir uzlaşmazlık yaşıyoruz. Doğru mu?

ÖZTÜRK YILMAZ-Yani hükümetin nereye yaklaştığı belli değil ki. Bakınız bizim dostum Putin diyorsunuz, dostun Putin sizin geliyor Suriye’deki ordunuzu bombalatıyor. Sonra gidiyorsunuz kapısında iki dakika bekliyorsunuz. Bunlar normal şeyler değil. Yani Rusya bizim hiçbir zaman, çıkarlarımız var onun da çıkarları var, konjonktür var, Türkiye’nin çok güçlü olduğu alanlar var, Rusya’nın güçlü olduğu alanlar var. Siz kartları iyi oynarsanız Rusya bu bölgede size mahkum olur, mecbur olur ama siz kartları iyi oynamazsanız, Suriye’de rejim değişikliği yapayım diye yola çıkarsanız, Suriye ta 100 yıl-200 yıllık Rusları gerçekleşmemiş sıcak denizlere inme politikasına zemin hazırlamış olursunuz. Onlara Suriye’de liman ve üs verirsiniz, Rus donanmasını Akdeniz’e indirirsiniz. Eğer böyle davranırsanız olacak bu. Yani bizim şunu bilmemiz lazım; Rusya yayılmak istiyor, Amerika yayılmak istiyor, Avrupa Birliği yayılmak istiyor. Her ülke birbirini yiyor, büyük balık küçük balığı yutmak istiyor. Uluslararası Hukukmuş, adaletmiş bunların hepsi kağıt üzerinde kalıyor. Güç meselesi, konjonktürü iyi değerlendirme meselesi ve arkanıza doğru dürüst gerekçelerle meydana çıkma meselesi bu. Bunu yapabiliyor mu yani bunu yapabiliyor muyuz? Şimdi biz Işid Irak’ı işgal ettiğinde o bölgede bir hareketlenme yapıp örneğin Musul’u temizlemiş olsaydık, Musul bugün bambaşka bir yere gelmiş olurdu. Bunlar tarih size gerekçeler veriyor, adım atmanız gereken gerekçeler sunuyor ama yapamıyorsunuz. Efendim toprak bütünlüğü bilmem ne falan. O toprak bütünlüğüne Amerika ne kadar dikkat ediyordu? Ruslar, Güvenlik Konseyi üyesi değil mi? Niye o zaman toprak bütünlüğü iddia ediyor? Amerika Birleşik Devletleri, Güvenlik Konseyi üyesi değil mi? Niye rejim değişiklikleri yapıyor? Ülkenin iç işlerine karışıyor? İç işlerine karışmamak bir prensip değil mi? Veya Yemen’de mesela olan olaylarda bana lütfen söyler misiniz dış aktörlerin ne çıkarı var? Şimdi bunlar uluslararası hukukun neresine uygun?

 Türkiye dış politikada bir denge sorunu mu yaşıyor?

ÖZTÜRK YILMAZ– Denge değil. Türkiye dış politikada denge politikası falan bunlar hepsi eskinin kavramı. Biz boşluğu gördüğümüz anda doldurmamız lazım cesaretle, akıllı bir şekilde. Bakın tarih bir boşluk sundu bize, Doğu Akdeniz’de boşluk sundu; münhasır ekonomik bölgeyi ilan et dedi. Burası tartışmaya açılacak eğer ilan etmezse, ilan edersen yine tartışılsın ama sen bölgene sahip çıkarsın dedi. Kaçıyorlar, ilan etmiyorlar. Daha ne olması gerekiyor örneğin mesela? Hangi konjonktür olacak ki Türkiye adım atsın? Daha ne olabilir?

Bu arada Sayın Yılmaz, dün bir açıklama yapıldı bu Sevilla haritasıyla ilgili Amerikalı büyükelçi, bunun hukuki bir niteliği olmadığını söyledi. Yani Amerika biraz Türkiye’den yanaymış gibi tavır göstermeye başladı.

ÖZTÜRK YILMAZ– Hayır hayır, arkadaşlar tam aksine bakınız Sevilla haritasının hukuki bir niteliğinin olmaması ayrı bir şey, onun siyasi olarak kabul edilmesi apayrı bir şey. Avrupa Konseyi’nde çıkan kararların hiçbir tanesinin hukuki bir geçerliliği yok ki çoğu siyasi karar. Şimdi siz ama hukuk, doğru yani ülkelerin parlamentolarında onaylanmamış ama bu imzalanmış mı? Burada yazılmış mı? Siyasi olarak buna inanıyorlar mı? Bunun arkasında duruyorlar mı? Yani hukuki değil diyoruz. Şimdi size şöyle bir şey söyleyeyim; Şimdi Türkiye’nin örneğin diyelim Afrin’de bulunması hukuki değildir birisi dese bizim siyasi olarak orada bulunmamız gerçeğini örtüyor mu? Yani bir siyasi iradedir şekillendiren olayları. Ya hukuki dediğiniz nedir ki? Yani Amerika bizatihi ikili oynuyor, sanki Türkiye bir hak veriyormuş gibi davranıyor ama kesinlikle Amerika’nın orada altıncı filosu var, Amerika’nın Nobel şirketi var, enerji piyasasında orada araştırma yapıyor, anlaşmalar yapıyor. Dolayısıyla Amerika burada taraftır; Türkiye’nin yanında değil, Türkiye’nin karşısındadır. Rusya da Türkiye’nin karşısındadır. Bölgedeki bütün ülkeler Türkiye’nin karşısındadır. Çünkü Türkiye o bölgeye gemi göndereceğine, orada işte Oruç Reis’i göndereceğine, dış işlerinden biri açıklama yapıp bizim münhasır ekonomik bölgemiz, haritamız şudur Birleşik Milletlere ilettik deseydi bu tartışmalar da başak bir boyut olurdu. Yani ben önce toprağıma sahip çıkmalıyım. Ne oldu şimdi? Bambaşka bir süreç yaşanıyor, bambaşka bir şey yaşanıyor. Oruç Reis’i gönderiyoruz alkışlıyorlar, çekiyoruz yine alkışlıyorlar neredeyse. Ya bu kadar ayağa düşmüş durumda işler.

Peki Sayın Yılmaz, şu an Fransa karşımızda, Yunanistan karşımızda, Amerika Birleşik Devletleri karşımızda. Bunlar hepsi aynı zamanda NATO ülkesi, doğru mu? E şimdi biz de bir NATO ülkesiyiz. Bu artık NATO’nun fiilen dağılmaya başladığının bir göstergesi mi?

ÖZTÜRK YILMAZ– Şimdi NATO’da ittifak olmak başka, üye olmak başka. Eskiden ittifaktı Ruslara karşı ama şu anda herkes üye. Bakın ittifak ayrı bir şey, şu anda üyeyiz. Amerika Birleşik Devletleri, NATO’yu dağıtmak istemez. Niye dağıtsın ? Türkiye’yi niye başka bir şeye sürüklesin? Onu istemez. Şimdi bizim burada akıllıca davranmamız lazım. Şöyle düşünün, birisi çıkıyor; Japonlar çıkıyor diyor ki biz diyor Marmara Denizi’nde bizim hakkımız var demek gibi bir şey Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de bir iddiada bulunması. Yani bir taraf değil, ben onunla niye diyaloğa giriyorum? Niye müzakerede oturuyorum? Ben onunla müzakerede oturduğum zaman onun haklarına, iddialarına meşrutiyet alanı sağlamış oluyorum. Bazı şeyleri müzakere etmek esastır, bazı şeyleri müzakere etmemek esastır; karşı çıkmak, hiç konuşulacak bir durum değildir demek esastır. Mesela biri gelse Van’ı bize veya Hatay bize dese biz onu müzakere mi edeceğiz? Efendim müzakereye karşı çıkıyorsunuz, demek savaş istiyorsunuz. Peki istese savaş olacak diye vazgeçmek midir yani? Dolayısıyla bu iki üç şeyi ayırt etmek lazım. Ben burada bu işi tek başıma kamuoyuna mal etmeye çalışıyorum. Benim Doğu Akdeniz’de bir petrol kuyum yok, gaz alanım yok Öztürk Yılmaz olarak herhangi bir menfaatim de yok. Ben ülkemin menfaatlerine bakıyorum. Ben Musul’da nasıl dimdiktiysem, nasıl siyasette dimdik duruyorsam, nasıl ki Türkiye için bedel ödüyorsam, linç kampanyasına maruz kalıyorsam zaman zaman ki çoğu zaman, bunda da kalayım ama Türkiye bir şey kazansın. Bırakın ben kaybedeyim.

 

Suriye’nin Kuzeyinde malumunuz bir göç dalgası oldu, 10 yıllık bir göç dalgası oldu. Bu göç dalgasıyla 5 milyon Suriyeli, Anadolu topraklarında biz baktık. Tamam kardeşimizdir, din kardeşimizdir bakıyoruz. Peki 50 milyar dolara yakın bir bütçe ayrıldı, zaten Amerika’nın ve o bölgede bulunan insanların Kırım’da yaptığı gibi toprakları kişisiz bir hale gelip kendi yerel halkından uzaklaştırıp, daha sonra burada bir federatif Kürdistan kurmak, M4 Karayolu, çizdiğimiz stratejik nokta da burası hep buradan da yaklaşılmış çünkü Türkiye’ye doğru. Şimdi Türkiye’yi yönetenleri, devletin içerisindeki bürokratlar da dahil olmak üzere mecliste bulunan tüm milletvekillerinin ve bu işe kafa yoran stratejistlerin şunu demesi gerekmiyor mu; bu 5 milyon gerekirse biz bir 10 milyar dolar daha harcayalım ama geldikleri yere çünkü çok az bir bölge kaldı zannediyorum, siz daha hakimsiniz çatışma bölgesinde şu anda Esad’la Amerika’nın elinde bu bölge ve Amerika’nın taşeronluğunu da PKK olarak bu bölgede, insanları evsiz bıraktılar. Bu insanları oraya; vatanlarına, topraklarına dahil ettiğimiz zaman sizin en başta belirtmiş olduğunuz öneriniz, hani orası parça parça federatif bir hale getirildi, o zaman kendi muhtariyetlerinden, bizlerin de valisi veya diyelim oradan teker teker vali var federatif ama en azından kontrol edebilir bir şekilde çünkü halkının olması gerekiyor. Şu anda bulunan bölgede efendim, halk yok. Bağdat’tan, diğer taraflardan gelen Kürtleri yerleştiriyorlar burada. Tamam Kürtler de bizim kardeşimiz ama buraya yerleştirilme amaçları zaten bu. Böyle bir şey olsa yani sizler meclistesiniz Sayın Vekilim şunu söylemeye çalışıyorum; mecliste böyle bir ortak kararın duyumu veya ortak hareketi ne olursa olsun ‘’tamam biz yanlış yapıyoruz ama ya bu sefer bunu yapmamız gerekiyor bu vatan, için bu millet için’’ duyumlarınız var mı? Ve ileriye dönük bir çalışma var mı ?

 

ÖZTÜRK YILMAZ– Benim dışımda herkes Suriyelilerin Türkiye’ye entegrasyonunu savunuyor. Bir tek ben kaldım biliyor musunuz bunları göndermek isteyen? Herkes entegrasyonu savunuyor. Bu savunan insanların bir kısmı Avrupa’dan, oradan buradan, hükümetten, başka yerlerden başka menfaatleri var. Ve benim başında olduğum Yenilik Partisi’nin misyonu ise biz bunları iktidara geldiğimizden 3 ay sonra göndermek istiyoruz. Bakınız siz bunu savunursanız size ırkçı diyorlar, size vatan haini diyorlar, size taş atıyorlar. Ben bunların hepsine razıyım. Her ne diyorlarsa hatta hakaret ediyorlar, hepsine razıyım ama ben bunları kendi ülkemde istemiyorum. Çünkü Norveç 300 tane mülteciyi alabilmek için 3 yıl parlamentosunda görüşme yapıyor. Ben hükümetin kendi fiyaskosunun sonuçlarını Türk milletine mal etmesini istemiyorum. Gerekçe ne olursa olsun, birebir bir anlaşma yapıldı 2016’da, o anlaşma Türkiye’ye atılmış en büyük kazıktır, o anlaşma bir vatan hainliğidir. Avrupalılar mültecileri Türkiye’de tutmak istiyor, bir çöplük olarak görüyor, para verelim sizde kalsınlar hatta gidenleri geri alın, içlerinden biz en iyilerini seçeriz. Bu bir ahmaklıktır. Bu insanın kendini en aşağı seviyeye çekme halidir. Bu Avrupalılarla bu anlaşma yapıldı, Türk vatandaşları, iş adamlarımız vize kuyruklarında kırk dereden su getiren bu alçakların kuyruklarında bekliyor biliyor musunuz? Bu normal bir şey değil. Bunu ilkokulda okuyan bir çocuk bile o anlaşmayı okusa reddeder. Bugün Avrupalılar o anlaşmaya sadık olun falan, bunlar da evet evet biz sadığız falan diyorlar. Yok şu kadar para göndermedin de eksik gönderdin diye bunlar çıkıp konuşuyorlar.

Şimdi bir mülteci yurt dışına Almanya’ya gidecek, Yunan adalarından da geçse ben Türkiye’den geldim dese Türkiye bunu almak zorunda.

ÖZTÜRK YILMAZ– Kesinlikle. Türkiye adeta Avrupa için bir kalkan pozisyonuna kondu mültecilerin gitmemesi için oraya. Şimdi benim dışımda herkes bakın önceden hep duyuyordunuz işte istemiyoruz falan siyasetçilerden, bakın sesleri kesildi. İlk bu açıklamayı ben yaptım biliyor musunuz? Meclise geldiğim zaman Suriyeliler Türkiye’nin başına bela olacak, böyle giderse de ilk seçimde dedim, ilk seçimde eğer vatandaşlık kazanırlarsa Türkiye’de parlamentoya girecek bunlar dedim. Bu insanlara insan haklarını kabul ediyorum ama artık Suriye’de bir savaş yok.- Suriye’den Hama’da, Humus’ta, Lazkiye’de bir savaş yok. Ayrıca bizim kontrol ettiğimiz bölgelerde bir savaş yok. Hatta şunu istiyorum bakınız, ben hükümetin yerinde ben Cumhurbaşkanı olsaydım benim Afrin’de askerim şehit olmazdı. Bunlardan kahvelerde olan, deniz kenarında olan ve adeta böyle ortada vandallık yapan, bunları toplardım 100 bin tane ordu oluştururdum. Oradan Yemen’e kadar gidersiniz biliyor musunuz? Türkiye bunu başaramadı. Yani bu gelenlerden 0-3 yaş grubunda 500-600 bin çocuk var.Bunlar bizim kardeşimiz, ya bunlar Suudi Arabistan’ın kardeşi değil mi? Bu petrol zengini Birleşik Arap Emirlikleri’nin kardeşi değil mi? Sen Esad’ı devirmek için onlarla birlikte hareket etmedin mi? Onlarla birlikte Ankara’da orada burada toplantılar yapmıyor muydun? Bir tane alan var mı bunların içinden.Biz Ensarız. Peki, Ensar biraz da onlar olsun ya madem iyi bir şeyse. Onlar Ensar kelimesinin türediği yer oralar, o topraklar. Biraz da onlar olsun Ensar. Bize örnek olsunlar mesela çaldıkları petrol paralarını gidip Paris’te lüks ve şatafatta gemilerde orada burada harcamasınlar, biraz Ensarlık yapsınlar. Bu milleti enayi yerine kimse koymasın. Biz enayi değiliz, hele Öztürk Yılmaz hiç değil. Öztürk Yılmaz, savaşın içinden geliyor. Benim kadar olayları bilecek tecrübesi yok bu sistem içerisinde. Ben olayların içinden geliyorum. Bu Türkiye’ye büyük darbe vuracak ilerde. Yarın Esad kontrolü ele geçirdiği zaman emin olun bakın Taksim’de çıktı Esad gösterisi yaptı bunlar. Bunlar şu anda saklıyorlar kendilerini. Azcık bir güçlensinler Türkiye’de olaylar başlar. Onun için kimseyle dalaşmadan, kimseyle herhangi bir şey yapmadan, kardeşim biz size baktık, besledik bu kadar para harcadık şimdi de ülkeniz orada hadi bakalım marş marş demek lazım. Avrupalılar karşı çıkar bilmem falan, karşı çıkan Avrupalıya, karşı çıkma kardeşim madem gitmelerini istemiyorsun o zaman 100 bin tanesini sen içine al madem. Niye almıyorsun? Niye konuşuyorsunuz yok insan hakları diye? Hadi al o zaman. Türkiye’nin eli çok güçlü burada bakınız, bir siyasi irade yok bunların elinde bir siyasi irade yok. Bunlar sadece hükümet.

Şimdi Afgan mülteciler, İranlı mülteciler ondan sonra Kerkük’ten, Musul’dan gelen bizim soydaşlarımız ve kardeşlerimiz de var burada yaşayan, Anadolu’da yaşayan. Şimdi çok enteresan bir husus var. 2 gün önce televizyonda dinlemiştim ve çok beğendim bu söylemi ben. Deniliyor ki, bir hastaneye gidildiği zaman İran’dan gelen bir mülteci 400 lira para veriyor, muayene parası veriyor. Afganistan’dan gelen 400 lira veriyor. Sigortası olmayan Türkiye’de bir insan da yine aynı parayı veriyor, mutlaka doktor bu parayı almak zorunda ama Suriyeli mültecilerden bu parayı devlet katkı nedeniyle almıyor ve ilaç parasını da almıyor. Şimdi öyle bir şey yapılması gerekiyor ki yani o mecliste bir sürü tabii gerekli kanunlar mutlaka çıkartılmıştı da, bir sürü gereksiz şeyler çıkartıldı.

ÖZTÜRK YILMAZ-Kim çıkaracak? Emrah Bey şimdi gerçekçi olalım kim çıkaracak bunu? Ya ben bu açıklamaları yaptığım zaman millet duymasın diye bunu haberleştirmiyorlar. Bakınız söylediği her şey haber olan bir kişiyi iş buraya gelince haberleşmiyor. Unutturuluyor. Yani insanlar bu konuyu gündeme getirmesinler. Bakın ben size gerçek bir şey söyleyeyim. Toplumu öyle bir alıştırdılar ki şimdi Suriyeliye ev vermiş, tamam mı? Suriyeliye ev vermiş, çıktığı zaman diyor kiracının diyor çıkmış olacak. Bak çok basit düşünüyor. Suriyeliyi çalıştırıyor; birisine 3 bin TL veriyor, Suriyeliye 1500 TL veriyor. Çıktığı zaman diyor eyvah diyor ben burada Suriyeli çalıştıramazsam, bakın çok basit şeyler düşünüyorlar, ülkeyi düşünmüyorlar. Kendi cebini düşünüyorlar. Bu ülkenin geleceğini, bu ülkeye yarın dışarıdan bir diyelim Arap uzantısı, bir devletin buradaki kalıcı hale getirilmiş tırnak içinde insanları kullanan Türkiye’ye karşı büyük bir hesap içerisine gireceğini düşünmüyorlar.

AK Parti tabanında da tepkiler var Sayın Yılmaz, hükümet bunu görmüyor mu? Sadece muhaliflerden değil yani AK Parti tabanındaki insanlar da o kadar Suriyeliye bakmanın maliyetinin arttığını, günden güne istihdamın durumunu görmüyorlar mı?

Görüyorlar da çıkıp bir tanesi diyebiliyor mu bunlar gitsin diye benim dışımda? Taban benim gibi düşünüyor bakın Türkiye’de taban benim gibi düşünüyor. Benim dışımda bunlara ta başından beri bakınız, ben bunu ilk açıklamayı ben yaptım mecliste. Ondan sonra başkaları da yaptı. Sonra sustular, bir anda susuldu. Ama ben programa koydum, kendi programımıza koydum, Yenilik Partisi’nin programına koydum. Şöyle bir şey biliyor musunuz, burada olan doğum oranı dört buçuk kat çıkmış durumda, dört buçuk. Yani bu ne demektir ya? Yani İstanbul’da neredeyse 1 milyon Suriyeli, 1-1.5 milyon Suriyeli İstanbul’da yaşıyor arkadaşlar. Siz neyden bahsediyorsunuz ya? Ya bunlara birisi el altından örgüt dese ne yapacaksınız? Güvenlik tespiti efendim bunu deme falan şudur bak Suriyelilere. Bak emin olun şu yasayı da çıkaracaklar. Nasıl ki Yahudiler yasa çıkarttırdı dünyada, jenosit yani genocide yani soykırım yasası çıkardılar ve kim eleştiriyorsa kim bir kelime söylüyorsa onlara dönüşü oluyor ya, Allah muhafaza bu ülkede emin olun benzer bir süreç olacak Suriyelilere kimse bir şey diyemeyecek biliyor musunuz? Cezası olacak.-Bakın bu süreç yaşanıyor. Benim gibi Ardahan doğumlu, orada büyümüş bir insan Türkiye’nin serhat bir şehrinden gelmiş, 40 küsür yıl işgalde yaşamış bir kentin evladı olarak ben kendi ülkemin değerlerine sahip çıkmak istiyorum ya. Doğu Akdeniz’de Öztürk Yılmaz’ın ne işi var? Ne işi var Suriye’de, Lazkiye’de? Niye konuşayım banane, milletvekiliyim oturur yatar yer içer gezerim yani. Ne işim var benim siyasette? Niye parti kuruyoruz biz? Niye bu kadar masraf ediyoruz? Bu kadar eleştiri niye alıyoruz? Kardeşlerim, abi sen çıktığın zaman eleştirdikleri zaman inan dayanamıyoruz diyorlar.Kim karşı çıkacak ya bana? İşte 600 tane milletvekili var, hepsi genel başkanların kuklası. Şu konuda açıklama yap hemen tak diye açıklama yapıyorlar. Sormuyorlar ki iyi midir kötü müdür? Şuna rest çek, hemen rest çekiyorlar, şu konuda bilmem falana girme, girmiyorlar. Milletvekili değil, genel başkanların kapı kulu ve kuklaları. Şimdi bunlardan mı bekliyorsunuz ya? Ne diyecek bunlar ki? Açıklama yapsalar hem nalına hem mıhına vuruyorlar. Böyle dümdüz bir açıklama yapabilirler mi?

Konu siyasetten açılmışken Sayın Yılmaz, siz de artık bir partinin genel başkanısınız. Türk siyasetinin önümüzdeki süreçte nasıl şekilleneceğine ilişkin öngörüleriniz nedir? Siz ve partiniz bu şekillenme sürecinde nasıl bir misyon üstleneceksiniz?

ÖZTÜRK YILMAZ-Şimdi bakınız bizim partiyi niye Yenilik diye kurduk? Adı niye Yenilik? Çünkü bir Yenilenme lazım Türkiye’de. Yani bakıyorsunuz AK Parti, CHP davranışlar hep aynı, biri güya iktidar biri muhalefet. An geliyor perde arkasından paslaşıyorlar, birbirlerini idare ediyorlar, savunuyorlar hatta. Türkiye’de bir yapı kurulmuş işte hükümet orada olacak, muhalefet de orada olacak. Muhalefetle hükümet paslaşıyorlar. Türkiye’de değişim şart. Ben değişimin, ben bu sisteme karşı bir parti kurdum. Çünkü bu sistem Erdoğan’ın kendi başına kurduğu tek adam yönetimi sistemi. Bu sistemi demokratik kılmak, Türkiye’de üretimi öne almak, geçmişle hesaplaşmak değil önümüze bakmak artık kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için bir parti kurduk biz. Ayrıştırmayan, kimseyi ötekileştirmeyen, kimseyi düşüncesinden dolayı yargılamayan, değişim isteyen insanlar toparladık biz. Size söyleyeyim, Türkiye 2002 yılındaki sürecin aynısını yaşayacak, bunların çoğu tasviye olacak. Çünkü pandemi süreci sonrasını kimse okuyamıyor. Bakın ben Manifesto açıkladığım zaman İstanbul’da yani pandemi başlamadan 4.5 ay önce İstanbul’da Manifesto açıkladığımda şunu dedim; uzaktan eğitime geçilecek dedim. Yazılıyor bu okuyabilirsiniz. İki, esnek çalışmaya geçilecek dedim. Üç, ilaçla dedim çok büyük bir birleşme olması gerekiyor, tohumda, gıdada. Çünkü dünya şu anda ona gidiyor. Artık eskiden silah ambargoları oluyordu, şimdi ilaç ve gıda ambargoları çıkacak. Ve bunları ben saydığımda dijital paraya geçilecek dedim. İnsanlar bana şunu söyledi biliyor musunuz bütün samimiyetimle söylüyorum, ya çok uçuyorsun dediler ya. Bunu söyleyenler 4 ay sonra 5 ay sonra pandemi başladığında bütün bu konularla yüzleştiler. Dünya şu anda bir başka evreye geçti farkında değiller ya.

O zaman vizyon yok yani ileriyi görecek şeyde o parlamento ya bizim parlamento gazi meclis orası, şimdi orada bu ülke hakkında karar alsın dediğimiz çoğunluğu, 600 tane milletvekili işte sizin de belirttiğiniz gibi ya bu kadar böyle bir vizyonsuzluk bir devletin geleceğini yani biz atiden söz ederken hani gelecekten, muasır medeniyetin üzerinden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözünden atıfla bahsederken şimdi sizin söylediğiniz ben şey olmaya başladım, yani sizin söylediğiniz bir vizyon sahibinin söylediği. Evet bakın şunlar şunlar pandemi sürecinde bunlar olacak.Sayın Vekilim işte siz söylüyorsunuz, karşıdaki de vekil ve gülüyor, şaşırıyor. Uçma ne demek? Çok basit bir üslup bu, uçma denilir mi? Fikrin bir mantığa oturması lazım ve sizin söylediğiniz oturuyor zaten

Türkiye’de trol siyaseti var. Siyaset trolleşti. Hatta NATO’nun en son daha önce diyelim bundan 10 yıl 15 yıl önce çıkan belgelerinde hep yasa dışı göç, mülteciler bunlara yer verirlerdi. Son dönemde Avrupa’da en önemli konu dezenformasyon yani bilgi kirliliği, kafa karıştırma, gerçeği çarpıtma, gerçeğin mesela özünü değil tali bir konusunu tartıştırma. Ülkede diyelim bir deprem oluyor, Allah muhafaza örneğin diyelim; 100 kişi ölüyor, bu100 kişi niye öldü bu depremde? Bu binalar niye sağlıklı değil tartıştırmıyorlar, orada 1 kişi kurtarıldı diye onu öne çıkarıyorlar. Bakın gerçeğin topluma sunuluş şekline bakar mısınız? Eğer toplum bilinçli değilse toplum gerçekten neye maruz kaldığını bilmiyorsa sunulanla yetiniyor. İnsanları yadırgamamak lazım, gerçekten sunulanla yetiniyor.. Şimdi bakın muhalefet partileri var. Ben de şu anda düşüncelerini tamamen özgür söyleyen bir insanım, neye patlarsa patlasın. Bakın seçmen diyor ki ben diyor Atatürkçüyüm. Soruyorsun, ben diyor Atatürkçüyüm. Ve yakasında hep Atatürk resmi var ama mesela alt kimlikçilik yapıyor. Atatürk alt kimlikçilik yaparak mı bu ülkeyi kurdu? Peki, diyor ki ben diyor yerel yönetime özerklik şartını bütün tamamen uygulayacağım, Türkiye’yi adeta federasyona çevireceğim diyor. Ya Atatürk, üniter yapıyı kurmak için uğraştı, bu federasyon istiyor. Bakıyorsunuz terör örgütüne, terör örgütü demiyor. Veya devrimci değil yani dönüştürücü değil geliştirici değil statü koruyor. Mesela sormuyor bu rozeti takıp Atatürk ara sıra Anıtkabir’e giden kişi sormuyor ki, ya bu liderler affedersiniz lideri yanlış kullandım, genel başkanlar. Ne lideri ya? Bu genel başkanlar analarından genel başkan olmak için mi doğdu? Demokratik bir hesap vermeyen insan, hepsi kaybetmiş bak kaybedenler kulübü; Bahçeli kaybetmiş, Meral Hanım kaybetmiş ondan sonra Sayın Kılıçdaroğlu kaybetmiş, bütün hepsi kaybetmiş. Ya bunlar, bu rozeti takan bir adam Bursa Nutku’nu okuyan bir adam, Türkiye’de Atatürk’ü zerre kadar tanıyan bir insanın buna baş kaldırması gerekmez mi?Ama biat ediyor. Niye? Aman bir delege olabilir miyim? Sonra gelip vatan, millet, Sakarya diyor utanmadan. Aman bir delege olabilir miyim? Bunların sunduğu 5. sınıf bir statüyü kabul edebilirsem mutlu olacağım diyor.

Alt kimlikçilik yapanların özellikle bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde yer edinmiş olmaları sizce ilginç bir durum değil mi? Yani Atatürk’ün duruşuna, Atatürk’ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerine uymayan.

Bölücü. Biri dinle bölüyor, diğeri mezheple bölüyor, diğeri etnik yapıyla bölüyor. Bölüyor. Yani illa PKK mı bölücü sadece?

Burada şundan bahsedebilir miyiz? Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabanının da buna sessiz kalmış olması düşündürücü değil mi Sayın Yılmaz?

ÖZTÜRK YILMAZ-Şimdi bakınız, işte demin onu anlatmaya çalıştım. İnsanlar gerçeği kabul etmediği zaman futbol takımı gibi parti tutarlarsa hiçbir şey değişmez, değişemez. Futbol takımı gibi parti tutuyor. Küçük olsun sadece benimkilerinden olsun diyor. Ülkeye dönük bir siyaset yapmıyor ki bunlar. Bunlar bölücülüğün daniskasını yapıyorlar. Hem diyor ki ayrıştırıcısın, kendisi de ayrıştırıyor. Biri din sömürüsü yapıyor, diğeri mezhep sömürüsü yapıyor, diğeri etnik sömürü yapıyor. Ya Türkiye’nin içine düşürüldüğü durum 3. Dünya ülkesinin durumu. Bunlardan ne beklersiniz? Bunlar bu ülkeyi zaten kendileri bölüyor. İngiliz’e, Amerikalıya, Araplara gerek yok ki kendileri bölüyor zaten toplumu. Topluma bir bütüncül bakmıyor ki. Bu yurtta yaşayan 82 milyon biz biriz, vatandaşlık önemlidir. Eskiden rahmetli Demirel, benim vatandaşım derdi, ama şimdi bakın o kelimeyi ne kadar özlüyoruz ya? Biri milletin diyor milletin tarifini yapıyor, diğeri halkın diyor halkın tarifini yapıyor. Kopartmışlar, atmışlar başını. Biri milletin diyor, ulan bu millet hangi millet? Kimdir bunlar? Diğeri de halkın diyor, halk kimdir? Afgan halkı mı? Pakistan mı? Kimdir bunlar?

Sayın Yılmaz, Cumhuriyet Halk Partisi’nde Atatürk demeye çekinen bir il başkanı gördük yani Cumhuriyet Halk Partisi’nde bunu da gördük.

ÖZTÜRK YILMAZ-İyi oluyor. İşte böyle iyi oluyor çünkü sen körü körüne gidersen bunun fesli yaptığı zaman eleştiriyorsun utanmaz ama kendi içinde yaptığı zaman örtüyorsun, savunuyorsun. Şimdi bunlar çıkar şöyle de der biliyor musun; sadece bizimkiler demiyor ki aha fesli de diyor onu niye eleştirmiyorsunuz derler. Ulan sen fesliyle onu aynı mı tutuyorsun aymaz?

Sayın Yılmaz, son olarak size şunu sormak istiyoruz; biliyorsunuz yeni sistemde artık ittifakları konuşuyoruz yani Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı şeklinde. Türkiye siyaseti sanki ikiye bölünmüş bir görünüm arz ediyor. Siz burada üçüncü bir ittifak olma ihtimali görüyor musunuz? Yani Türk siyaseti bu çıkmaz içerisinden üçüncü bir alternatif yolla çıkabilir mi?

ÖZTÜRK YILMAZ– Bakınız ben yola çıktığımda bana sordular, siz nerede yer alacaksınız? Ben bunların hepsini reddediyorum. Şimdi ben Kılıçdaroğlu’yla çalışıyorum neymiş Meral’le yakın olacakmışım. E aynı şey endirekt olarak o da aynısı onu aklamış oluyorsun. Efendim ben Erdoğan’la anlaşamıyorum, neymiş Bahçeli üzerinden, o da aynı şey ya. Biz apayrı bir yapıyız. Biz nevi şahsına münhasır bir yapıyız, kapsayıcıyız. Biz her tarafı içimize almak istiyoruz. Bu ittifakları emin olun çatır çatır çatlatacağız. Çünkü millet mecbur değil buna ya, biz mecbur değiliz. Bu Türkiye’nin kaderi olamaz. Türkiye bu kadar mahkum değil bu insanlara. Bu insanların kurduğu kukla düzenlere biz mecbur değiliz. Bunları yıkmak esastır, bunlara taraf olmak değil. Bu sistemin kesinlikle o nedenle karşısındayız. Bu sistem kuklalar istiyor, kukla istiyor ya. Kimliksiz, kişiliksiz herkesle anlaşan, her tarafa giden, her taraftan bir şey bekleyen insanlar istiyor. Ama ben inanıyorum halk böyle istemiyor. Biz onun için yepyeni bir çatı oluşturuyoruz. Yurdunu seven, ülkesini seven, ayrıştırmayan bakın altını çiziyorum ayrıştırmayan. Türkiye’nin başına ne geldiyse bundan geliyor. Ayrıştırmayan ve geçmişten ziyade geleceğe bakan, üretime bakan, işe aşa, ona bakan bir yapı oluşturduk biz. Onu istiyoruz biz. Onun için kurmuşlar bir düzen, buna taraf olacaksın. Orada mı olacaksın burada mı olacaksın? Çünkü aynısı, ikisi de aynı. Biri ülkede tek adam, diğerlerinin hepsi de partilerinin başında tek adam. Biri ülkede hesap vermiyor, diğerleri de partilerinde hesap vermiyor. Biri bütçeyi yönetiyor, devletin bütçesini, diğeri belediyelerin bütçesini yönetiyor. Orada da liyakat yok burada da liyakat yok. Ama adları biri AKP biri CHP bir tanesi bilmem falanmış biz de bunları yutacağız. Farklı olduklarını mı düşüneceğiz bunların? Aynı bunlar. Bunlar bu sistemin emin olun bakın bu sistemin parçaları. Biz bunun parçası haline dönüşmüyoruz, biz bunların karşısındayız bu yola böyle çıktık. Ve mesela biz Yenilik Partisi olarak şuna inanıyoruz; toplum artık bu postkolonyal dönemi diyoruz biz buna, artık bilinçlendi. Kimin ne olduğunu anladılar. Kimin güçlü, kimin güçsüz, kimin yalancı, kimin doğru olduğunu öğrendi toplum. Bir depremde onlar olmuştu bakın Türkiye’de deprem olduğu zaman ve akabindeki ilk seçimde çok büyük bir denge değişimi oldu. Bu süreçte de göreceksiniz, bu korona süreci Türkiye’de siyaseti yeniden şekillendirecek ve Yenilik Partisi Türkiye’de tamamen tek başına gelecek. Ben buna inanıyorum. Bu sistemin parçaları çökecek. Meclis açılıyor ya neyi tartışıyorsunuz siz kardeşim mecliste? Ne var ya? Elinizde ne kaldı sizin? Denetim yok bir şey yok. Neyin tartışmasını yapıyorsunuz siz? İyi yasalar, Kılıçdaroğlu buna karşıymış. Çıkıp utanmadan Salı günleri orada gazel okuyorlar. Hepsi kaçtı, İzmir’e gitti biliyor musunuz referandumda? Referandumu sattı bunların hepsi. Şimdi gelmiş utanmadan güya salon siyasetiyle siyaset yapmaya çalışıyorlar. İşte buna karşı bir iradeyi şekillendiriyorum ben burada. Benim misyonum bu.

Sayın Yılmaz, son olarak kucaklayıcı, bütünleştirici bir siyasetçisiniz ve bir genel başkansınız, Yenilik Partisi Genel Başkanısınız. Efendim 10 milyon talebemiz var bizim, ilköğretimden üniversiteye kadar.

ÖZTÜRK YILMAZ-18 milyon.

Evet, bunların aileleri de efendim var. Tüm ailelerin bir bütün olarak vatanımızı nasıl mavi vatan diyoruz, kendi vatanımızı düşünerek bu sağlık Covid-19’dan dolayı sizin biraz önce belirtmiş olduğunuz, dediniz ya ben bunları söyledim ama güldüler ve bundan sonra efendim, öngördüğünüz şunlar şunlar olacak ve özellikle öğrenci kardeşlerimize hayatlarına yönelik, yaşamlarına yönelik, ülke gündemine yönelik tavsiye edebileceğiniz şöyle 4-5 tane husus varsa alalım.

ÖZTÜRK YILMAZ-Sadece eğitimle ilgili mi?

Hayır , eğitim, yaşamı da olabilir, sağlık Covid-19’la da olabilir. Sizin öngörüleriniz nedir? Z kuşağını da unutmayalım.

ÖZTÜRK YILMAZ– Şimdi bir kere ben gençlere çok aşırı güveniyorum ama gençlerin imkanı yok. Gençleri kurtaracak tamamen yepyeni bir eğitim sistemi gerekiyor. Yani gençler böyle sınıflarda, işte sürekli hocalarla falan çok bunalıyorlar. Dijitalleşme, dünyanın en büyük konusu olacak. Biz mesela Türkiye’de bir dijital kent kurmak istiyoruz. Bir numaralı konu dijitalleşmedir. Dünyanın bundan sonra gidişatını 50 yıl 60 yıl belirleyecek dijitalleşmedir. Başlamıştır. Bu konuda gençlerin istihdamı konusunda ben mesela dijital büyük bir kent kurmak istiyorum. Bir milyonluk dijital kent ve tamamen gençlerden oluşturmak istiyorum.

Silikon Vadisi gibi.

ÖZTÜRK YILMAZ-Daha büyüğünü çünkü Türkiye’nin potansiyeli inanın bölgede çok büyük. Ya bizim Türk milleti zeki gerçekten Atatürk bu işi iş olsun diye söylemiyor. Biz dünyanın neresine giderseniz gidin Türkler pratik insanlar. Akıllı insanlarız biz. Ta Brezilya’da gidiyorsunuz, Coca Cola genel müdürünü araştırıyorsunuz ODTÜ’lü bir Türk çıkıyor biliyor musunuz? Biz böyle bir milletiz. Bizim önümüz kesilmiş, önümüz kesilmiş bizim. Önceki jenerasyonun kendi kinleri, nefretleri ve aşağılık siyaseti nedeniyle bizim önümüz kesilmiş, bitmişiz. Bunu açmak gerekiyor. Birincisi dijitalleşme ve çok büyük bir dijital kent bakın, iki; Türkiye’nin mutlaka ve mutlaka gıda konusuna çok çok çok önem vermesi lazım. Biz gıdada şu anda tamamen sınıfta kaldık. Var her şeyimiz var, yoksulluk çekiyoruz gıda ithal eder hale geldik. Biz tarım ve hayvancılık, dijitalleşmeden sonra bir numaralı hale gelecek gıda. 1 milyardan fazla dünyada insan aç, altımız çöl üstümüzde sadece Rus bölgesinde petrol, doğalgaz var, gıda yok. Türkiye bir gıda ambarı olabilir. Şu anda 13 milyon hektarımızı kullanıyoruz,43 milyon hektarlık Türkiye’de arazi var. Biz onunla ilgili somut bir öneride bulunduk. İnşallah onu yapacağız. İkincisi demek ki tarım ve hayvancılık ve gıda yani. Üçüncüsü ilaç. Dünyada bu pandemi göstermiştir ki, dünya aslında zenginle fakir an geliyor ölümün karşısında çaresiz kalıyorlar. Şimdi bir iddiada bulunacağım. Dünya o kadar vahşileşecek ki ülkeler nasıl ki silah ambargosu koyuyor, gıda ve ilaç ambargosu koyacaklar. Satmayacaklar ilaç. Yerel olarak ilaç üretmenizi istemeyecek büyük şirketler. Nasıl ki tohum tekelleşiyor, tohum tekelleşiyor bakın çok tehlikeli bir şey tekelini alıyorlar. İlaç da tekelleşiyor ve tekelleşti. Türkiye’nin mutlaka nasıl ki dijital büyük bir kent, bizim milli bir ilaç endüstrisi kurmamız lazım. %98 ilaçla bağımlıyız, %2’de jenerik ilaç üretiyoruz. Yani ne demek? Patenti geçmiş, adam diyor ki istersen üret. %98 bağlıyız. Bir başka şey araç. Bu araç derken böyle kullandığımız milli yerli dedikleri motorları başka yerden gelen, kaportacılık yaptığımız araçlardan bahsetmiyorum ben; uzay araçları, taşımada bambaşka bir model uygulamamız lazım. Enerji kaynağı, 5. alan enerji. Bakınız biz hep standart enerji kaynaklarına yoğunlaşıyoruz; petrol, doğalgaz. İstediğiniz kadar yoğunlaşın, 50-60 milyar dolar para veriyorsunuz. Türkiye’nin mutlaka yeni bir enerji kaynağını devreye sokması lazım. Bakın Coca Cola niye kazandı? Hiçbir şeye benzemiyor değil mi? Yepyeni bir şey çıkardı, kazandı. Halbuki üzüm suyu vardı, millet üzüm suyu içmiyor. Bak yepyeni bir şeyi ürettiler. Türkiye’nin de yepyeni bir şey yapması lazım, onun şifresi de bizim partide var. O kadar kopyacılar ki, o kadar ters kopya yapıyorlar ki. Biz tarımla ilgili dedik ki şöyle şöyle, hemen dediler biz de tarımdı şunu yapıyoruz bunu yapıyoruz. Sonra çıktılar, bir ilçe kadar bir yer yapamamışlar. Bu belediye başkanları da yalan söylüyor bakınız. Üretime dayalı bir şey yapmadılar, dediler tarım marım. Nerede hani gördünüz mü hiçbir belediyenin domatesini, patatesini tükettiğiniz oldu mu? Nerede hani? Dolayısıyla enerji konusunda da yepyeni bir kaynak çıkarmamız lazım. Ve tabii bunları yaparken eğitim, Türkiye’de artık eğitim isteseniz de istemeseniz de dijitalleşme olacak. Bakın nasıl bir eğitim olacak biliyor musunuz? Mesela Türkiye’deki bir öğrenci buradaki eğitim sistemine bağlı ya, ileride göreceksiniz 3-4 yıl sonra mesela burada okuyan bir öğrenci İngiltere’deki falan okulun öğrencisi olacak biliyor musunuz? Dijitalleşme öyle olacak. Dijital sınıflarda ders görecek.

-Dersleri EBA sistemi gibi görecek yani.

ÖZTÜRK YILMAZ-EBA sisteminin 100 katı daha gelişmiş yani.

Küresel ölçekte bir EBA sistemi.

ÖZTÜRK YILMAZ-Evet küresel ölçekte. Mesela öğrenci çıkacak diyecek ki ben örneğin Ankara’da ticaret lisesi mezunu değilim, Londra’daki falan lisesi mezunuyum ama burada yaşıyor.

 

ÖZTÜRK YILMAZ-Bakın bunlar olacak. Dünya bu noktaya gidiyor. Silahlarda da öyle, bakın silah herkes nükleer silah falan diyor nükleer silahların yasaklanması hepsi hikaye. Kendileri üretmişler bize yasaklıyorlar. Mecburen nükleer enerjide büyük bir patlama olacak. Çünkü ne yaparsanız yapın onun elinde daha büyük bir silah olduğu için sizi esir alır. Bugün Rusya’ya niye kafa tutamıyor? Niye Amerika’ya kafa tutamıyor? İsrail’e niye kafa tutamıyorlar? Nükleer silah var. İran’ı niye baskı altına almak istiyorlar? Nükleer silaha erişme ihtimali iyice arttığı için. Bu da bakın kabul edersiniz, etmezsiniz iyi, doğru ben onu tartışmıyorum. Dünyanın gidişi, nükleer silahlar yayılacak. Çünkü hakimiyet sağlamak isteyen ülkeler, Kuzey Kore liderinin yüzüne tükürmezsiniz ya. Kim onu karşısına alır? Trump aldı, oturttu niye? Elinde silah var diye. Ne önemi var? Benim arkadaşım diyor, hastalandığında geçmiş olsun diyor. Niye, neden diyor bunu? Kabul edin etmeyin, silah var. Tehlikeli bir silah var, 8 bin km fırlattığı bir silah var. Ve bu da çok önemli bir alan, bunu hafife almayın. Barışçılar, çevreciler bakın çevre örgütlerinin hepsi İngiltereli, Amerikalı, Rus. Peki kardeşim o zaman gidin kendi ülkelerinizi niye protesto etmiyorsunuz? Üretmişsiniz, gidin üretecek ülkeleri protesto ediyorlar. Ve bu hep teknoloji hırsızlığıyla oluyor. Hiç normal yolla, mesela Çin üretti, Çin’deki Müslümanlar, Hindistan’daki Müslümanlara getirip teknolojiyi verdi ve onlar da nükleer üretti, oradakiler geldi İran’a verdiler onlar da üretti. Bakın değişik bir dünya var yani nükleer ülkelerin sayısında da bir artış yaşanacak. Bunu ya böyle olmasın, dünya çok güzel olsun, bunu biz istiyoruz zaten. Dünyanın gerçeği var, yanındaki adamın nükleer silahı varsa sen burada istediğin kadar konvansiyonel ordu oluştur bir şey yapamıyorsun, korkuyorsun, çekiniyorsun. Bak pazardan atıyor Suriye füzesini. Basra Körfezi’nden atıp nokta atışı vuruyor.

Sayın Yılmaz , çok güzel altı ana başlık halinde  özetledi. Bir dijitalleşme, iki gıda bunun içerisinde hayvancılık da var, üç ilaç sanayi, dört araç, beş enerji ve altı silah olarak belirtti.