Röportajlar 0

Prof. Dr. Ata Atun Röportaj

-Hocam Türkiye Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmaları yapıyor mu? Bölgenin enerji kaynaklarından nasıl yararlanıyoruz? Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgedeki uyguladığı politikadan bize bahseder misiniz?

-Şimdi Türkiye’nin üç tane sondaj, iki tane de sismik araştırma gemisi var. Kanuni, Yavuz ve Fatih, bunlar sondaj gemileri. Şu anda üçü de Doğu Akdeniz’de. Bunlar devam ediyorlar sondaj faaliyetlerine. Aynı şekilde sismik araştırma gemileri de faaliyetlerine devam etmekteler. Özellikle de Türkiye koronavirüs salgını nedeniyle sadece salgın tedbirlerini almaya yönelmiş değil, ekonomisini ve özellikle de 2023’e yönelik enerji yatırımlarına hızla devam ediyor. 2023 hedefinde enerji için petrolle ödenen parayı %10’ların altına çekmeye çalışıyor Türkiye Cumhuriyeti. Bunun için bir taraftan nükleer santral yapımı devam ederken diğer taraftan da hem Türkiye’de karada, Trakya’da karada hem de mavi vatan sınırları içinde denizde araştırmalar hızla devam ediyor.

 

-Evet, teşekkür ederiz. Diğer bir konu peki bu bölgede yani Doğu Akdeniz’de hangi ülkeler aktif politika yürütüyor? O bölgenin enerji kaynaklarından hangi ülkeler faydalanmak istiyor?

-Şimdi bu Rum tarafı Güney Kıbrıs Rum yönetimi bu sismik araştırmalara, tamamen sondaj ve doğalgaz aramalarına tamamen ara verdi. Onları durdurdular. Şu anda sadece bölgede İsrail var ve Türkiye var. Başka birisi şu anda, başka birisi bölgede yok. Mısır zaten bir miktar doğalgaz rezervlerini Nil Delta’sı çıkışında bulmuştu, onlarla şu anda devam ettiriyor. Fakat Türkiye Cumhuriyeti özellikle sismik gemilerden bir tanesi Yavuz olan KKTC’nin doğusunda, Fatih batısında ve Kanuni de buraya doğru gelmek üzere yola çıktı. Gelip gelmediği hakkında, ulaşıp ulaşmadığı hakkında tam bir bilgim yok ama son gördüğümde Antalya civarındaydı Kanuni gemisi. Türkiye Cumhuriyeti bütün sondajlarını tam olarak devam ettirmekte söz sahibi olarak. Tabii Libya’yla imzalanan Deniz Yetki Alanları Anlaşması, bölgedeki birçok dengeyi kökünden sarstı. Denge derken aslında tek taraflı ilan edilmiş sınırları diyelim veya hakları ters düz etti. Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nin Libya hükümetiyle BM’nin tanıdığı Serrac hükümetiyle yaptığı Deniz Yetki Alanları Anlaşması, bölgede birçok dengeyi alt üst etti, daha doğrusu birçok gasp edilmiş alanların yetkilerini alt üst etti. Özellikle 2012 yılında Avrupa Birliği’nin Yunanistan’ın baskısıyla Sevilla Üniversitesi’ne İspanya’daki çizdirdiği ve Yunanistan’a doğrudan Ege’nin tümünü, Akdeniz’de de Meis Adasında işte Rodos’tan Meis Adasına, Meis’ten de Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Baf burnuna kadar ki Akama Burnudur onun adı, gelen çizgi ile tek taraflı olarak Yunanistan tüm Ege’ye ve tüm Akdeniz’e neredeyse Rum yönetimiyle birlikte hakim olmayı hedeflemişti. 2012’den beri de bunun yasal olduğunu iddia ediyordu. Tabii şimdi bu Deniz Yetki Alanları Anlaşması bunu tamamen ortadan kaldırdı. Bu yüzden hem Avrupa Birliği hem de Yunanistan zaten itiraz ediyorlar. Deniz yetki alanının özelliği şu; deniz tabanındaki hakların belirlenmesi oluyor. Libya ve Türkiye de bunu BM’ye bildirdiler, sanırım 27 Aralık tarihinde resmen bildirdiler. Bu durumda İsrail ve Güney Kıbrıs Rum yönetimin Libya’da Afrodit veya diğer işte Glafkos bölgesinden çıkmasını planladıkları doğalgazın bir boruyla Yunanistan’a gitmesi tamamen Türkiye’nin iznine tabi kaldı. Çünkü toprağın üzerinden, denizin üzerinden geçeceği için münhasır ekonomik bölgeler deniz yüzeyiyle ilgili; deniz yetki alanları ve kıta sahanlığı da deniz dibiyle ilgili. Bu nedenle burada 2012 yılından 2020’ye kadar Güney Kıbrıs Rum yönetiminin kendine göre tek taraflı çevirdiği tüm dolaplar diyelim, siyasi politik dolaplar, hepsi son bulmuş oldu.

-Evet, Koronavirüs vakası, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde son durum nedir? O konuda bizi bilgilendirebilir misiniz?

-Evet bizde şu ana kadar üç tane vefat eden var; biri yerli bir kişi, iki tanesi de Almanya’dan gelen ziyaretçilerdi. Geri kalanlar yaklaşık 59’a yakın bir vaka var. Bunların hepsi kontrol altında, karantinadalar. Özel işte yurtlar; okulların, üniversitelerin yurtları karantina bölgeleri ilan edildi ve yurt dışından gelen sadece Kıbrıslı Türklerin gelişine izin verilmekte. Bu yurt dışından gelenler de, bu karantina bölgelerinde 14 gün, şüphesi devam edenler de 21 gün olmak üzere karantina altındalar. Birçok bölgede sokağa çıkma yasağı var, birçok bölgede evden çıkma yasağı var. Bunlar farklı kavramlar biliyorsunuz; evden çıkma, yasağı izin alarak bazı yerlere gidebiliyorsunuz, sokağa çıkma yasağında da mümkün değil dışarı çıkmak. Yani tedbirler şu anda böyle. Tabii Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük desteği var, özellikle maske desteği elimize ulaştı. Bir anda piyasadaki maskelerimiz bitmişti, Türkiye’den bunlar geldi. Bu ara Kıbrıs’taki meslek yüksek okullarında bir tanesi kolonya üretmeye, diğeri de maske üretmeye başladı ki o da güzel bir gelişme.

 

-Aynı şekilde işten durdurmalar yasaklandı. İşten durmuş olanlar veya geçici olarak iş yerleri durdurulmuş olanlar için aylık bir ücret belirlendi, bunlar kendilerine iletilecek. Bu şekilde bütün tedbirler alınılarak savuşturulmaya çalışılıyor, geçiştirilmeye çalışılıyor bu Korona salgını. Rum tarafında durum baya kötü, orada ölü sayısı 100’e yaklaşmış durumda vefat edenlerin sayısı. İşte sınırları kapattılar ama turistlerin gelişinde çok büyük aksaklıklar olmadı. Bu nedenle de Avrupa Birliği’nden baya destek alıyorlar. Sanırım 500 milyon Euro’ya kadar bir destek aldılar ilk etapta. Şimdi tekrar destek görüyorlar Avrupa Birliği’nden. Aslında İngiltere’nin ayrılma nedeni bu. Yani İngiltere ilk defa Brexit’i açıklarken bunu da parantez içinde söyleyeyim; biz her yıl ne için 70 milyon Sterlin Avrupa Birliği’ne veriyoruz? İşte Doğu Avrupa’nın, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi vatandaşları yan gelip yatıyorlar, yiyip içip eğleniyorlar, İngiliz vergi verenlerin parası bunlara gidiyor diye aslında Brexit kararının alınmasının altında da bu gerçek var. Bunu da hepimizin bilmesinde fayda var.

 

-Evet hocam. Bu da Libya konusuyla ilgili, biliyorsunuz Türkiye Libya’ya asker gönderdi müttefikimiz olduğu için. Libya’nın mütabakatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye Libya Deniz Sınırı Anlaşması, Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkiliyor?

-Tabii Türkiye Cumhuriyeti, şimdi burada yanlış bir tanımlama yapmayalım. Türkiye Cumhuriyeti Libya’ya asker göndermedi, Libya Türkiye Cumhuriyeti’nden askeri yardım istedi. Aksi takdirde adı işgal olur. Yani yabancı bir ülke, o ülkenin hükümeti asker ve askeri yardım talep etmen asker gönderirseniz bunun adı işgal olur. Bu nedenle Serrac hükümeti resmen Türkiye’den askeri yardım, silah yardımı, cephane yardımı, lojistik yardımı bunların hepsini talep etti. Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti oraya eğitimcilerini gönderdi, tabii Türkiye’de imal edilen silahları gönderdi. Çünkü silahların içinde başka farklı parçalar varsa onu üreten ülkelerden izin alınması gerekiyor. Tamamen Libya’ya giden askeri malzemenin tümü %100 Türk üretimi olan malzemeler. Tabii bunların içinde askeri kariyerler, taşıyıcılar, askeri araçlar, her türlü silahlar, İHA’lar, bunların hepsi bulunmakta.

-Evet, lojistik destek sağlıyoruz .

-Lojistik destek çok önemli. Mesela şu anda diyelim ki İdlib’de 20 bin tane Türk askeri var kafadan atıyorum sayıyı, bu da demektir ki her biri birer tane sabah, öğlen, akşam yarım litrelik su içseler bu da her gün 30 bin şişe suyun asker nerede olursa olsun eline ulaşması demektir. Lojistik destek bu. Tabii bu sadece su değil; gıdaydı, benzindi, silahtı, cephaneydi, hastalıktı, revirdi, yataktı, doktordu…

-Fiziksel ihtiyaç, aynen.

-Türkiye Cumhuriyeti gerçekten dünya üzerinde sınır ötesine lojistik destek sağlayabilen, aksamasız sağlayabilen 5 ülkeden 1 tanesi şu anda. Ve Kıbrıs Barış Harekatı hala daha West pointte, Amerika’daki West Point Akademisinde ve İngiltere’de Kraliyet Harp Akademisinde okutulmakta, ders olarak okutulmakta. Çünkü mükemmel bir sınır ötesi, deniz aşımı çıkarma ve mükemmel bir lojistik. Tabii o günden bugüne 46 yıl neredeyse geçti, Türkiye bunu çok çok geliştirdi. Çok mükemmel bir Türk ordusu var şu anda, onu da bilmekte fayda var. Bu yüzden Katar’ın asker talebi var, bana da gönder benim askerimi de eğit şeklinde. Yurt dışında biliyorsunuz 5 yerde Türk ordusunun üssü var; bunların biri Libya’da, biri Katar’da, biri Yemen’de, biri Afganistan’da, biri KKTC’de olmak üzere. Bunlar çok büyük başarılar. Libya konusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Serrac hükümetiyle yaptığı anlaşma, bana göre 21. Yüzyılın en önemli anlaşmalarından bir tanesi. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır ötesinde yaptığı anlaşmalarda bu şekilde de Doğu Akdeniz’in tüm yetki alanlarına sahip olan şu anda Türkiye oldu. Türkiye izin vermediği müddetçe Doğu Akdeniz’den Batı Akdeniz’e hiçbir şey deniz altından gidemez, mümkün değil ne boru hattı, elektrik hattı, doğalgaz hattı ne internet hattı ne de elektrik hattı, bunların hiçbiri bağlantı kuramaz Türkiye’nin izni olmadığı müddetçe. Bu da Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ve Yunanistan’ın hayali taleplerinin sonu demektir. Aslında Ege’yi gözünüzün önüne getirirseniz, birinci, ikinci ve üçüncü deniz hukuklarına göre ki birinci 1958, ikinci 1960, üçüncü de 1982 yılında imzalandı, 94’te yürürlüğe girdi. Ege’den yukarıdan aşağıya bir çizgi çizerseniz bunun batı tarafı Yunanistan’ın, doğu tarafı Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesidir. Yunan Adalarının tümü ters taraftadır, ters bölgededir. Bu üçüncü deniz hukukundaki tanımlamalardan biridir. Ters bölge demek, yani orta çizginin batısında yani sol tarafında olsaydı doğru taraftaydılar ama Türkiye tarafında oldukları için de ters tarafta oluyorlar ve münhasır ekonomik bölgeleri bunların yok. Sadece karasuları bulunmakta. 1994’ü hatırlarsanız Yunanistan hükümeti bu Ege adalarında karasularını 6 binden 12 bine çıkarttı. Türkiye Cumhuriyeti bunu kabul etmiyorum, bu savaş nedenidir şeklinde bir nota verdi casus belli. Casus neden; belli de dövüş demektir, savaş demektir. Bu nedenle Yunanistan’ın hayalini kurduğu ben Yunanistan’dan başlamak üzere bütün Ege Adaları, Meis Adası, taşın karşısındaki Meis adası oradan da Kıbrıs’a kadar olan suların hepsi benim, artık hayal oldu. Türkiye Cumhuriyeti, Mavi Vatan konseptiyle nasıl ki karasularını, karadaki sınırlarını 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşmasıyla belirlemişse, Mavi Vatan’da da deniz hudutlarını belirledi. Bunu da artık kimsenin değiştirmesi mümkün değil.