Röportajlar 0

Şamil Ayrım Röportaj

Eren Talha Altun : Herkese merhabalar, bugün Ak Parti İstanbul Milletvekili ve Türkiye Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Şamil Ayrım bizlerle. Kendisine davetimizi kabul ettiği için teşekkür ediyoruz. Sayın Ayrım hoş geldiniz programımıza.

 

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Hoş bulduk, hayırlı yayınlar diliyorum sizlere.

 

Eren Talha Altun : Teşekkür ediyoruz Sayın Milletvekilim. Sayın Milletvekilim öncelikle şu soruyla başlamak istiyorum; Siz Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanlığı görevini yürütüyorsunuz. Bu konuya istinaden sormak istediğim birinci sorum şu ; Azerbaycan’la ilgili haberlerin son günlerde fazla gündeme gelmediğini görüyoruz. Azerbaycan- Ermenistan çatışması bitmiş durumda diyebilir miyiz? Tam olarak şöyle, bundan 1 ay önce oradaki bir tane parlamentodan milletvekiliyle görüşmüştük, program yapmıştık yine. Kendisi konvansiyonel savaşın yavaş yavaş sona erdiğini, diplomasi olarak masada devam edeceğini söylemişti. Tabi bu 1 ay öncesine göre, şu anki son durum nedir Sayın Ayrım?

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Çok teşekkür ediyorum. Tabi Azerbaycan ve Ermenistan’daki bu savaş diyelim, 44 günde neticelendi. Aslında gönül şunu istiyordu: Özellikle Minsk Grubu denen, Amerika’nın, Fransa’nın ve Rusya’nın birlikte bu sorunu çözeceği söylenen eş başkanlar bunu başaramadılar. Azerbaycan ordusu da 44 gün içinde kendi topraklarını adeta tekrar Ermenistan’dan geri aldı. Tabi savaş şu anda bitti. Biliyorsunuz 9 Kasım’da bir anlaşma imzalandı; Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan arasında. Bu anlaşmaya göre Azerbaycan 4 bölgeyi savaşarak almıştı, 3 bölgeyi de savaşmadan geri aldı. İşte orada bir Laçin Koridoru denen, Rusların kontrolünde olan ve Hankendi dedikleri ve Ermenilerin yoğun yaşadığı bir bölge var. Zaten Ermenilerin en yoğun yaşadığı bölge orası. Şunu şurada ifade etmek gerekir; İşgalden evvel bu topraklarda bir milyondan fazla Azerbaycan Türk’ü yaşıyordu, maalesef bugün bir tane daha Azerbaycan Türk’ü yok. İşte yeni yeni İnşallah bundan sonra kendi topraklarına gidecekler. Ama o geçen 30 yıl içerisinde Azerbaycan’ın işgal edilen o topraklarda ne tarlalar sürülmüş ne binalara bakılmış. Çünkü boş bıraktığınız binalar ister istemez 30 yılda kendiliğinden de tahrip oluyor. Kaldı ki, savaş esnasında kaçan Ermenilerin bulundukları evleri falan da yakıp yıkıp kaçtığını televizyon ekranlarından defalarca izledik. Şimdi gelinen nokta, tabi savaş şu anda durmuş vaziyette ancak Ermenilerin zaman zaman böyle burada terörist ataklar yaptıkları Gerilla Savaşı’na yönelik birtakım çatışmaları körükledikleri konusunda duyumlarımız var. Ancak bütün bunlar tabii ki orada şu anda sorumluluk Rusya’da. Türkiye’nin son günlerde gözetleme masası dedikleri masalara Türkiye’de buradan işte meclisimizden çıkan karar doğrultusunda gerekli takviyeler yaptı. İnşallah Türkiye’nin varlığı orada çok önemli. Zaten savaşın kazanılmasında Türkiye’nin maddi gücü, Türkiye’nin Azerbaycan’ın arkasında dimdik durması, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın işin başından beri biz Azerbaycan’ın yanındayız, her türlü şartlarda ve koşullarda demesi son derece son yıllarda önemli bir dik duruştu. O bakımdan Azerbaycan da bu Türkiye’nin desteğini arkasında hissederek, son derece moralli olarak Sayın Aliyev de süreci çok iyi yönetti ve orada Azerbaycan halkının desteği, muhalefetteki 50 partinin desteği, hülasa tüm Azerbaycan’ın desteği cephede savaşan askerleri için olmuştu. Neticede işte askerler de 3 bine yakın şehit vererek o toprakları tekrar geri aldılar. Şimdi tabii ki Azerbaycan Milletvekili kardeşimin de ifade ettiği gibi savaş bitmiş durumda, diplomasi masada artık birtakım detayları görüşülüyor. Bunlar görüşülürken Azerbaycan da bir taraftan çok hızlı olarak bu işgalden kurtarılan topraklara sakinlerinin nasıl gideceği ile ilgili programlar, planlar, çalışmalar yapıyor. Bunun ilk etabı olarak işte Füzuli’den Şuşa’ya, biliyorsunuz Şuşa Azerbaycan için son derece önemli bir kültür kenti olarak ilan edildi. Ve oraya yeni bir yol çekiliyor. İşte Sayın Aliyer geçenlerde Şuşa’ya gitti, orayı biraz uzun anlatıyorum ki seyircilerimiz de son gelişmelerin bilincinde olsunlar yani savaştan sonra neler yapıldı? O anlamda bunu açıklamak lazım takip etmeyen seyircilerimiz, izleyicilerimiz olabilir. Şimdi Azerbaycan Cumhurbaşkanı ailesiyle birlikte Şuşa’ya gitti. Ve Şuşa’da ilk önce orada 2 tane cami var, o camileri bunlar çok tarihi camiler, Aşağı Gövher Ağa ve yukarı Gövher Ağa dedikleri camiler, bu camileri ziyaret ettiler. Bu camilerde biliyorsunuz Ermenilerin, affedersiniz domuz ve inek beslediği görüntüleri sosyal medyada izledik.

Eren Talha Altun : Evet, haberlere çıkmıştı Sayın Milletvekilim

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Ve Müslümanların camiye nasıl değer verdiklerini gösteren bir şekilde camiye girildi. Mekke’den getirilen Kuran’lar her iki camiye de Mihriban Hanımefendi tarafından hediye edildi. Tabi bunlar çok duygusal anlar. Yıllardır orada Türksüz Müslümansız bir bölge yarattılar ama Allah’a şükür bugün orada o camilerde ezan sesini duyabiliyorsunuz. Çünkü bizim için bayrak, ezan, toprak son derece önemli. İşte o toprakları Azerbaycan ikinci defa kendi topraklarını kanlarıyla sulayarak aldı. 2800’e yakın şehit verdi. Ve orada işte ezan sesleri duyulmaya başlanıyor, üç renkli bayrağın altında. Tabi buradan bölgeye şöyle bir mesaj veriliyor; Sayın Aliyer de bunu defalarca söyledi, Sayın Cumhurbaşkanımız da bölge devletlerini 6’lı bir platforma davet ettiler. Yani bu bölgedeki Gürcistan, Ermenistan, İran, Türkiye, Azerbaycan gelin hep beraber bir masa etrafında oturalım, bu coğrafyada Kafkasya’da barışın kalıcı, istikrarlı olması için ne gerekiyorsa hep birlikte yapalım. Hatta Ermenistan’a şöyle bir çağrıda da bulunuldu; bu şartları kabul ederseniz gelin bizim zaten işgal şartı kalkmıştır, sınırlarımızı da açacağız şeklinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da Ermenilere bir çağrısı olmuştu. Şimdi geldiğimiz noktada Azerbaycan bir taraftan bu yol çalışmalarını yaparken, iki tane de çok önemli uluslararası havaalanı üzerinde çalışıyorlar. Tabi öncelikle göç eden sakinlerin hangi bölgelere gideceği konusunda çünkü hiçbir şey kalmamış. Ermeniler biraz evvel ifade ettiğim gibi her tarafı yakıp yıkmışlar, hatta mezarları bile traktörlerle sürmüşler. Böyle bir manzarayla karşılaşıldı. Biz Türk milleti olarak artık geçmişteki acılarla, sıkıntılarla yaşamak istemiyoruz geleceğe bakmak istiyoruz. Azerbaycan da öyle. Şimdi geleceğe bakmak için de o zaman oturup diyalog içinde olmamız lazım. Bu zeytin dalını Azerbaycan uzattı, Türkiye uzattı. İnşallah bu şey etrafında bir araya gelinilir. Bakın Şuşa’da bir şey daha size, Sayın Aliyer gittiğinde önemli bir şey; Biliyorsunuz, Şuşa Azerbaycan’ın medeniyet başkenti ve oradan çok büyük sanatkarlar çıkmış, şairler çıkmış, Azerbaycan milli marşının müellifi merhum Üzeyir Hacıbeyov oradan, meşhur muğam sanatçısı Bülbül oradan ve bunun gibi birçok sanatçı var. Bunların o zaman, işgal edildiği zaman çok büyük heykelleri var. Ermeniler maalesef bu heykelleri tahrip ettiler, hatta götürüp eriterek satmak istemişler. Bizzat Sayın Aliyer’in ifadesi: Biz bunları paramızla gittik onlardan aldık ve Bakü’de İnce Sanatlar Müzesi var, orada uzun yıllar muhafaza ettikten sonra Sayın Aliyer’in bu son Şuşa ziyaretinde o heykelleri de getirip yerlerine koydular. İnşallah bundan sonra bütün bu çalışmalar barışın, birlik beraberliğin habercisi olur. Yani biraz uzattım ama özetle tabii ki savaş kolay bir şey değildir, savaşın getirdiği birçok sıkıntılar olabilir, şehitler oldu, yaralılar oldu. O dönemde Ermeniler suçsuz insanları öldürdüler, Azerbaycan’ın birçok yerine bombalar, füzeler attılar. Açıkçası o acıları yaşadık. O bakımdan bundan sonraki süreç çok önemli. Burada herkese çok görev düşüyor, başta tabii ki ülkeyi yönetenlere, siyasilere, muhalefet partilerine, halka, sivil toplum örgütlerine, üniversitelere… Türkiye burada Azerbaycan’ın yanında 83 milyon Türkiye halkı olarak durdu. Parlamentomuzda iki tane bu süreçte karar çıkartıldı; biz sivillere yönelik bu saldırıları kesinlikle kabul etmiyoruz, Ermenistan bir an evvel işgal ettiği topraklardan dönsün şeklinde. Yine Fransa’nın orada bir oyunu vardı. Sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni Fransız senatosunda ve parlamentosunda tanıma konusunda baya yüksek bir oyla tanıdıklarını ifade ettiler. Halbuki Ermenistan’ın kendisi o devleti tanımamış. Zaten şöyle bir önemli cümle de söylemek istiyorum, Sayın Aliyer savaşın başından beri şunu ifade etti: ‘’ Biz kendi topraklarımızda ikinci bir Ermenistan Devleti kurdurmayacağız.’’  Zaten mevcut Ermenistan’ın başkenti Erivan’a baktığınız zaman Erivan aslında ben aslen Iğdır, Kars bölgesinden eski Iğdır Milletvekiliyim. Büyüklerimiz, akrabalarımız Kars’ta, rahmetli annem Karslı. Dolayısıyla o coğrafyada biz geçmişte çok sıkıntılar çektik ve orada yaşayan hayatta olan yaşlılarımızı falan konuşturduğumuz zaman birçoğunun köklerinin Erivan’dan geldiğini, çünkü o yıllarda Erivan’ın nüfusunun %80’inin Türk, Müslüman gruplardan oluştuğu şeklindeydi. Ama Sovyetler Birliği’nin işte yapmış olduğu bu göç dalgalarıyla demografik yapı değişti. İşte o Osmanlı’nın 1918’den sonra, savaşlardan sonra, daha doğrusu 1828 Türkmençay Antlaşması Azerbaycan’ı 2’ye bölmüştür. O tarihten beri hem İran’dan hem de Osmanlı’dan getirdikleri Ermenilerle, Ermenistan’ın ve Dağlık Karabağ’ın demografik yapısını değiştirmişler. Oradaki yapıyı adeta Türksüz ve Müslümansız bir yapı haline dönüştürmüşlerdir. Bir noktayı daha söyleyip sorunuzu noktalayalım. Şimdi Azerbaycan ve Türkiye, Azerbaycan özelinde Azerbaycan her yıl çok önemli konferanslar yapıyor, çok kültürlülükle ilgili çok dinli bir ülke olduğunu, çok dilli bir ülke olduğunu ve herkesin etnik yapısına, diline, dinine son derece saygılı bir ülke olduğunu bütün platformlarda ifade ediyor. Dolayısıyla birtakım provokasyonlar var. İşgal edilen Dağlık Karabağ’da yaşayan 65-70 bin söyleniyor Ermenistanlı var, bunlar Azerbaycan yasaları, kanunları anayasa çerçevesi içerisinde, istedikleri takdirde gelip bir Azerbaycan bayrağı altında barış, huzur, kardeşlik, dostluk neymiş onu görebilirler. Bu çağrıyı da kendilerine yapıldı, Ermenistan’a. Dolayısıyla o topraklarda ikinci bir Ermenistan kurulması, devlet kurulması mümkün değil. Ve o topraklarda girecek yabancı bir kimsenin muhakkak Azerbaycan hükümetinden müsaade alıp girmesi lazım. Bunu niye söylüyorum?  Geçenlerde Ermenistan Dış İşleri Bakanı oraya gitti, Azerbaycan buna çok tepki gösterdi haklı bir tepkiydi o. Çünkü bu sınırlar Azerbaycan’ın topraklarıdır. Evet, bu sorunuzu böyle cevaplandırdım. Eksik bir şey varsa tamamlamaya çalışayım.

Eren Talha Altun : Sayın Vekilim, çok güzel teşekkür ederim. Sayın vekilim şunu demek istiyorum; siz zaten birebir Azerbaycan’a gitmiş bir siyasetçisiniz, birebir Cumhurbaşkanıyla; Sayın Aliyev’le birlikte görüşmüş bir siyasetçisiniz. Bu konuya istinaden son olarak kısa şunu sormak istiyorum: Sayın Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in ileriye dönük Ermenistan’ın tekrar tehdit olabileceğini dile getirdi mi hiç? Veya da buna yönelik bir önlem almış durumda mı? Bundan da kısaca bahsederseniz çok sevinirim.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Tabii, şimdi şöyle ifade edeyim seyircilerimizi de aydınlatmak bakımından; bir kere şunu bütün dünya gördü, Azerbaycan biliyorsunuz 1991 yılında topraklarını Ermeniler 1990 yılında işgal ettiği zaman Azerbaycan ordusu diye bir ordu yoktu. Biliyorsunuz Sovyetler Birliği zamanında Azerbaycan Türklerini hiçbir zaman önemli görevlere vermemişler, askerlik konusunda da onlara pek Ermenilere gösterdikleri hoşgörüyü göstermemişler. Ama Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye onun bağımsızlığını 9 Kasım 1991 yılında tanıyan ilk ülke. O tarihten sonra Türkiye’yle Azerbaycan arasında son derece önemli anlaşmalar yapıldı. Bunların en önemlilerinden birisi de bizim Azerbaycan’ın silahlı kuvvetlerinin geliştirilmesi konusunda, eğitilmesi konusunda yapılan anlaşmalardı. O doğrultuda Türkiye uzun yıllardır Azerbaycan ordusunun eğitimi, onların yetişmesi konusunda çok büyük destekler verdi. Hatta Azerbaycan gençleri, bugün bizim harp okullarında 1991’den beri eğitim gördüler, subay çıktılar. Ve bugün cephede savaşan kişiler o gençler veya yönetenler o subaylar. Hatta bizim harp okulumuzun ufak bir modeli Azerbaycan’da kuruldu. Son derece disiplinli, son derece dünyayı okuyabilen, geleceği gören yani güçlü ve bilinçli bir ordu oluştu Azerbaycan’da. Tabii bu savaş sırasında Sayın Aliyev sık sık yumruk hareketi yapıyordu, bu hareket son derece önemliydi hem moral açısından hem de Azerbaycan’a karşı olan gruplar açısından biz her zaman sizin başınızı ezeriz yanlış olursa çünkü Azerbaycan 200 yıldır Ermenilerden bu tür katliamlar görüyor. Tam 200 yıldır çok büyük acılar çekti ama Allah’a şükür ki Azerbaycan bağımsızlığını kazandıktan sonra hem dünyada ayakları üzerinde duran bir devlet oldu, uluslararası kuruluşlar tarafından tanındı, petrolün getirmiş olduğu o gelirleri çok sağlıklı bir şekilde kullanırken diğer taraftan da bu petrol gelirlerinin sonsuza kadar devam etmediğini düşünerek petrol dışı sektörlere de son 5-6 senedir özellikle tarıma, sanayiye çok önem vermeye başladı. Ben, biraz evvel sizin de ifade ettiğiniz gibi bu 44 günlük süreç içerisinde Azerbaycan’a 4 kere gittim. İlk gidişimiz Sayın Çavuşoğlu’yla Dış İşleri Bakanımızla, Aliyev’i ziyaret ettik. Orada Aliyev’in son derece moralli olduğunu, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Türkiye’nin  Azerbaycan’ın yanında olmasının kendileri için son derece önemli olduğunu, bundan sonra bu coğrafyanın makulse Türkiye’yle birlikte bu coğrafyanın makus tarihinin değişeceğini çok moralli bir şekilde söylediler. Ve orada tabi bunları söylerken biz eğer Ermeniler şu lafları her seferinde etti: Ermeniler tekrar bir şeye kalkarlarsa bu sefer onlara daha fazla bir tepki göstereceğiz şeklinde. Yani o konuda Azerbaycan ordusu, halkı hazır. Hatta Azerbaycan halkında, kamuoyunda şöyle bir şey var; ya girmişken bunu tamamlasaydık, bu Ermenileri tamamen buradan çıkarıp atsaydık. Ama şimdi şöyle bir şey var; yıllardır orada yaşayan gruplar var ama o topraklar Azerbaycan toprağı olarak bir kez daha tescil edildi. Yıllardır bakınız tam 30 yıldır Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde alınmış 4 tane karar var. Bu kararların hepsinde diyor ki 1973’te alınan kararlar, pardon 1993’te alınan kararlar hepsinde de bu topraklar Azerbaycan’ın toprağıdır, bu toprakları Ermenistan işgal etmiştir, derhal bu topraklardan çekilmesi gerekir diye uluslararası kuruluşlarının, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kararları var. Maalesef bunu yerine getirmediler, böyle bir çifte standart uygulandı. Ama Azerbaycan bundan sonra o topraklarını koruyacaktır ve en ufak bir şeye de misliyle cevap verecek bir durumdadır. Tabii o konuşmalarda Sayın Aliyer de bizim İHA’larımızın, SİHA’larımızın Azerbaycan’da son derece önemli görevler yaptığı ve onların savaşın kazanılması konusunda savaşın kaderini değiştiren silahlar olduğunu her seferinde söyledi. Daha sonra ben meclis başkanımızla gittik, yine Aliyer aynı hava içerisinde Türkiye’nin desteğinden, Sayın Cumhurbaşkanının, Türkiye muhalefetinin yani Türk insanının hepsinin desteğinin Azerbaycan’la olması onlara çok büyük bir güç vermişti. Biz o seyahate Sayın Meclis Başkanımızla Gence’ye gittik. Hatırlarsanız ilk sivil saldırıyı, sivil insanlara füze saldırısını Gence’ye yaptı Ermenistan. Orada siviller ölmüştü, yaralılar vardı. Biz gittik o yaralıların olduğu bölgeye, ölenlerin olduğu bölgeye işte onların yakınlarına başsağlığı diledik, o bölgeyi gördük. Gerçekten de içler acısı, şehrin merkezine, sivillerin yaşadığı yerlere bomba atmışlar. Harpın de bir ahlakı vardır bir hukuku vardır. Maalesef bu geldiğimiz çağda Ermenistan bunların hiçbirini yerine getirmedi ve orada biz orayı ziyaret ettiğimizde o insanların yakınlarının, o yaşlı insanların o söylediği sözler gerçekten bizleri çok duygulandırmıştı. Ve bir yaşlı teyzemizin ‘’ Kurban olayım Türk halkına, kurban olayım sizlere. ’’ demesi bizi son derece duygulandırdı.’’ Ve biz bu topraklar bizim topraklarımız, Ermenilerin bu topraklarda ne işi var? benim yakınlarımın mezarı burada, kocamın mezarı burada, çocuklarımın mezarları burada. Ben ölsem de buradan bir yere gitmem ben yine buradayım gelsinler benim canımı alsınlar.’’ böyle duygu yüklüydüler. Ve çok enteresan bir şey vardı, savaş oluyor sanki bombalar yağıyor, insanlar gayet rahattı. Yani biz kimseden korkmuyoruz, bu topraklar bizim topraklarımız şehit de oluruz ölürüz de diyen haykırışlar vardı. O bakımdan Azerbaycan hükümeti de hazır, Cumhurbaşkanı da hazır, halkı da hazır. Böyle bir bilinçlenme var. Onun için bundan sonra müsaade edilmez en ufak bir şeye, misliyle cevap alır karşı taraf.

Eren Talha Altun : Sayın Ayrım teşekkür ederiz kıymetli bilgilendirmelerden dolayı. Şimdi farklı bir konuyla devam etmek istiyorum yine dış politikayla ilgili. Dış politikada bildiğiniz gibi zaman zaman gerginlikler yaşanıyor. Dış politikada gergin hava bildiğiniz üzere devam ediyor. Türkiye ile batılı devletler arasındaki bu gerginlik ekonomiye ciddi şekilde yansır mı? Türk dış politikasının böyle devam etmesi sizce ne gibi bir sonuç doğurur?

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Şimdi özetle şöyle cevap vereyim; biz bir kere bulunduğumuz coğrafya İbni Haldun’un bir lafı var herkes kullanıyor, ben de kullanayım çünkü önemli bir cümle. Coğrafya kaderimizdir. Biz bu coğrafyada yaşıyoruz, bu topraklar bizim topraklarımız, bu topraklar bize büyüklerimizin emaneti. Rahmetli Mustafa Kemal Atatürk büyük bir mücadeleyle bu toprakları bize bıraktı. Bizim de görevimiz yarınlara, gençlerimize, iş adamlarımıza, siyasilerimize daha müreffeh Türkiye için gerekli çalışmaları yapmak. Tabii zaman zaman dış politikada kırılmalar oluyor. Biz bir kere ülkeler, her ülke kendi menfaatini düşünür bu böyle. Türkiye bundan evvelki yıllarda, son 25 yılda Türkiye gerçekten çok büyük Rahmetli Özal’la başlayan Türkiye’de çok ciddi bir dışa açılma ve müteşebbis bir ruh oluştu. Türkiye’de bunu birçok genç belki bilmez bugün eğer AK Parti iktidarlarının bir başarısı varsa tabii o zaman rahmetli Özal’ın atmış olduğu temellerdi. Bugün geldiğimiz noktada tabii 18 yıldır Sayın Cumhurbaşkanı başkanlığındaki AK Parti hükümetleri zamanında çok önemli görevler yapıldı. Bir kere bu dönemde dış politikada dış alemi alışmadıkları bir Türkiye’yle karşıladılar. Mesela Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünya beşten büyüktür dedi. Doğru bir laf. Siz 200 ülkenin üyesi olduğu bir Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, düşünebiliyor musunuz bir karar alıyor, o kararı işte bir Ermenistan mesela onun gibi birtakım devletler var uygulamıyorlar. Müeyyidesi ne? Müeyyidesi hiçbir şey. Yani Türkiye bir taraftan Hristiyan bir doğuyla mücadele ederken bir taraftan da ekonomisini güçlendirmek durumundaydı. Özetle Türkiye son 20-25 senedir özellikle son 18 senedir savunma sanayinde göstermiş olduğu, atmış olduğu adımlar işte biz hep onu söylüyoruz.

Eren Talha Altun : Özellikle de bu İHA ve SİHA’daki buluşlarımız, teknolojilerimiz değil mi?

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Tabii, şimdi İHA ve SİHA’lar çok önemli savunma sanayindeki gelişmeler. Bugün işte % ne diyoruz savunma sanayinde %70’lerdeyiz yerli ve milli olarak. Dün de bakınız savunma sanayi ile ilgili projeler devam ediyor. Dün Sayın Cumhurbaşkanımız, bir Milden Projesi vardır bu da tamamen yerli ve milli bir projemiz. Bu projenin beşinci gemisi olan İstanbul Fırkateyni Sayın Cumhurbaşkanımız denize indirdi. Kısmet olursa 2023’te de faaliyete geçecek. Şimdi bunlar çok önemli, işte biraz evvel televizyonu izlerken belki izlediniz siz de bu karakol uçaklarının bu yıl içerisinde yine yerli ve milli karakol uçakları faaliyete teslim edilecek. Yani Türkiye’nin bu kadar güçlü olması bazı devletlerin hoşuna gitmiyor. Bakınız Karabağ savaşlarında eğer Türkiye güçlü olmasaydı bu kadar sesini çıkarabilir miydi? Türkiye güçlü olmasaydı karşıdaki devletler bu kadar geri adım atabilir miydi? Bakınız Fransa Eş başkanı olarak net tavır koydu Ermenistan’ın yanında. Böyle bir şey olabilir mi? Ama Türkiye orada tavrını, dik duruşunu gösterince hepsi Rusya dahil hepsi tamam dediler. Putin, Türkiye için Türkiye önemli bir devlettir, biz bundan sonra birlikte olacağız, gibi. Şimdi geldiğimiz noktada bizim dış politikamızda kırılganlıklar oldu. Hatırlarsanız geçen 9 Mayıs Avrupa Günüdür, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir mesajı oldu Avrupa Birliği ülkelerine. Ya zaman zaman aramızda kırılmalar oldu, birtakım sert söylemler oldu ama gelin bu pandemi döneminde bakınız bütün dünyanın mücadele etmesi gereken bu görünmez düşmana karşı birlik olalım, el ele kol kola gücümüzü birleştirelim, biz sizlerle tekrar birlikte çalışmalarımızı devam ettirmek istiyoruz diye mesajları olmuştu. Ama Avrupa Birliği’nin daha bir ay evveline kadar mesela Yunanistan’ın Akdeniz’deki bu şımarık çocuk tavırları veya Kıbrıs’ın, bunların yanında Avrupa Birliği’nin 27 ülkesi onlara destek verdi, hep onlara haksız da olsalar onlarla birlikte oldular. Çünkü orası bir kulüp. Bakınız ben aynı zamanda Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Türk Grubu’nun da başkanıyım. Bu vesileyle ben işte geçen hafta İtalyan Büyükelçisini ziyaret ettim, evvelsi gün Portekiz Büyükelçisini ziyaret ettim, yarın da Fas Büyükelçisini ziyaret edeceğim. Biliyorsunuz dönem başkanı Almanya’ydı, 6 ay için dönem başkanlığını Portekiz’e devretti. Portekiz, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde bizimle daha uyumlu daha ılımlı olan bir ülke. Büyükelçiyle konuştuğumuzda samimi bir konuşmaydı, şunu ifade etti dedi ki : ‘’Şamil Bey, tabii burası bir kulüp. Bu kulübün birtakım şartları var, Avrupa Birliği’nin.’’ Ben ona dedim ya biz 45-50 senedir uğraşıyoruz yani böyle bir şey olabilir mi? Bizimle mukayese edilmeyecek devletler Avrupa Birliği’nin içerisinde. Bizim nüfusumuz fazla olduğu için, Müslüman olduğumuz için Avrupa bundan korkuyor. Bizden korkmasına gerek yok, biz 50 senedir yüzünü Avrupa’ya dönmüş ticaretinin büyük bir kısmını Avrupa’ya yapan bir ülkeyiz. O bakımdan bize karşı da  önyargılı davranmaması lazım. Hala bizim oradaki vatandaşlarımız serbest dolaşım hakkına sahip değiller, niye bizi oyalıyorsunuz? Şimdi bu yeni bir dönem ifadesi oldu, yeni bir dönem başladı.’’ Biz inşallah bu dönemde Türkiye de birtakım adımlar atar, biz de atarız. Biz Türkiye’nin bu kulübün içerisinde yer almasını istiyoruz.’’ şeklinde ifadesi oldu Portekiz Büyükelçisinin. Şimdi biz yarın Sayın Dış İşleri Bakanımız Yunanistan’da içtihadi görüşmeler başlatıyor, başlayacaklar. Yani hem Akdeniz’deki durumu konuşacaklar hem Yunanistan- Türkiye ilişkilerini, Yunanistan’ın hem içerideki Türk vatandaşlarına soydaşlarımıza karşı davranışları son zamanlarda işte oradaki camilere, seçilmiş insanlara karşı göstermiş oldukları yanlış tutumları hem de Akdeniz özelinde Akdeniz’i görüşecekler. Bakınız arkadaşlar Akdeniz, Avrupa Birliği ne diyor biliyor musunuz Akdeniz’le ilgili ? Siz evinizin önünde balık bile tutamazsınız. İşin özeti bu. Çok basit bir mantıkla eğer Türkiye bakınız şunu çok iyi bilelim; Eğer Türkiye’nin elinde beş tane sondaj gemisi olmasaydı bugün Türkiye Akdeniz’de söz sahibi değildi. Öyle mi?

Eren Talha Altun : Evet, doğru.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Şimdi Türkiye bu beş tane dünyada zannediyorum 3 veya 5 devlet var bu şekilde sondaj gemilerine sahip. Bunların hepsi bizim kendi malımız, parasıyla aldık. Bir kısmını kendimiz yerli ve milli olarak birtakım ilaveler yaptırdık ama bizim gemilerimiz. Daha evvel bu işi, sondaj işini yapan ülkeler kiralıyolardı düşünün bizim böyle bir savaş esnasında kiraladığımızı düşünün anında gelen baskılarla o kira kontratı bozulur adamlar çeker giderdi.

Eren Talha Altun : Bu büyük bir avantaj aslında.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Çok büyük bir avantaj. Ve bu en büyük avantaj bu gemilerle 10 bin 12 bin hatta 13-14 bin metreye kadar inebiliyoruz. Tabii bunları hazmedemiyorlar ve daha önemlisi biraz daha geriye gidelim Kuzey Kıbrıs Devleti, bakınız bu devlet Annan Planı dediler ki bundan yıllar evvel Annan Planı’nı siz kabul ederseniz, iki grup da kabul ederse biz sizleri birlikte Avrupa Birliği’ne alacağız Kıbrıs’ı. Bizim taraf planı kabul etti o karşı taraf kabul etmedi. Tuttular Rum kesimini Avrupa Birliği’ne aldılar. Şimdi böyle bir çifte standart olabilir mi?  Yani Avrupa Birliği kendi yaptığı hataları görmemezlikten geliyor. Biz de Türkiye olarak dimdik karşısındayız. Biz şimdi Kıbrıs’la ilgili Türkiye’nin resmi tezi şu; Biz diyoruz ki iki tane ayrı devlet biri Kuzey Kıbrıs biri Güney Kıbrıs. Biz Türk Devleti olarak Türkiye olarak bunun yanındayız. Tablo bu. Onun için bir şey daha söyleyeyim, biz bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanımızın Avrupa Birliği Avrupa Konsey Başkanı ve Komisyonları Başkanları Türkiye’yi davet etti. Olumlu bir şey olacağını, onlardan gün bekliyoruz. İnşallah Şubat ayı içerisinde o görüşmeler de olacak. Yani Türkiye Avrupa Birliği ile ilgili çalışmalarını, olumlu yaklaşımını hem masada hem de sahada göstermek durumunda. Çünkü bizim de Avrupa’ya ihtiyacımız var onların da bize ihtiyacı var. Ama Türkiye bunları yaparken bir tarafta komşularıyla iyi ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. İnşallah onlar da önümüzdeki bakın Libya konusunda Türkiye Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun meşru saydığı bir hükümetin yanında yer aldı. Bizim Fransa’sı, Rusya’sı bütün devletler de gittiler oradaki diktatörün veya gerillanın yanında yer aldılar. Böyle bir şey olabilir mi? Yani 200 tane devlet demiş ki buranın Libya’nın meşru hükümeti budur. Türkiye onların yanında yer almış, Türkiye’nin yaptığı ne? Şimdi bütün bunları hazmedemiyorlar.  Türkiye’nin doğru adımlarını hazmedemiyorlar. Şimdi aynı şekilde Suriye’de biz ne dedik?  Ya gelin burada güvenli bir bölge kuralım. Biz artık 3 milyondan fazla Suriye’li vatandaş var Türkiye’de bunları biz kaç yıldır besliyoruz 2013’ten beri. Bunlara dünyanın parasını harcadık. Avrupa Birliği’ne müracaat ettik, dedi ki yahu siz eğer bunlara destek vermezseniz bizim artık tahammülümüz kalmadı. Çünkü Türkiye’nin de dayanabileceği, besleyebileceği bir sınır var. Bakınız Türkiye mazlumun yanında, fakirin fukaranın yanında işte nerede bir şey varsa sıkıntılı bir tablo varsa, Müslümanların, eziyet çekenlerin yanında olmaya çalışıyor ama özellikle Türkiye’nin kendi sınırlarındaki şey Türkiye’yi sıkıntıya sokuyor, manevra sahasını daraltıyor. Biz ne dedik? Dedik ki Suriye ile ilgili, gelin burada bir güvenlik bandı oluşturalım. Yani 30 kilometre derinliğinde 500 kilometre uzunluğunda bir koridor olsun burayı güvenli bölge haline getirelim ve Suriyeli vatandaşlar buraya dönsünler, kendi ülkelerinde, kendi topraklarında yaşasınlar. Allah hiçbir kimseyi kendi vatanından, kendi şehrinden uzağa düşürmesin. Türkiye bu insanlara gerçekten çok önemli bir kucak açtı. Okullarına gönderiyor, gerekli desteği veriyor, sağlık hizmetlerini alıyorlar o bakımdan bunlar çok önemli. Biz gereken şeyi gösteriyoruz ama Avrupa Birliği destek vermek için diyor ki evet ben size para gönderirim ama bana bir proje yap gönder. Projesiz Avrupa Birliği para göndermiyor. Özetle şunu söylemek, ifade emek gerekirse Türkiye dostlarını geliştiriyor, Türkiye’nin gücünü bu dönemde çok iyi anlamaya çalışan ülkeler var, anlayan ülkeler var. Bakınız pandemi sürecinde, değerli arkadaşlar pandemi sürecinde Türkiye çok önemli bir mesafe katetti. Geçen mart ayının 11’inde ilk covid-19 ortaya çıktığı zaman biz ne yaptık hatırlayın. İlk önce Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bilim kurulu kuruldu. Bilim Kurulu ne yaptı? Süratle bu virüsle ilgili gerekli çalışmaları yaptı ve hangi tedbirlerin alınması gerektiğini vatandaşını bilgilendirme yönünden çok ciddi bir kampanya başlattı. Ve Bilim Kurulu’nun almış olduğu kararları günü gününe Sayın Sağlık Bakanımız vatandaşımıza aktardı gayet objektif olarak. Ta nereye kadar? Ya şimdi yaz aylarında biliyorsunuz otellerimiz kapalı, yani o otellere milyarlarca paralar yatırılmış, bir sürü çalışan var, insanlar evine ekmek götürecek. Ve o otellerle ilgili Avrupa’da bir gelişme olmuştu, tabi Avrupa Birliği işte siz rakamları şey ediyorsunuz, sizdeki rakamlar çok yüksek hasta rakamları onu aşağı çekmeniz lazım falan derken orada belki bir rakam konusunda o otellerin açılması, ekonominin de canlanması için de belki bir şey gerekiyordu daha sağlıklı bilgi bekleyen kesimler oldu. Ama Türkiye’nin de menfaatineydi o. Onu da yadırgamamak lazım. Hükümetlerin bazen gizli bilgileri, gizli ajandası olur bunu da her zaman yeri geldiği zaman vatandaşıyla paylaşır. Ama Allah’a şükür şimdi bizim pandemiyle mücadelemiz gayet şeffaf bir şekilde devam ediyor. Bizim bütün temennimiz şu anda sıkıntıda olan lokantalar, restoranlar, kafeler bu gibi yerlerin bir an evvel en kısa zamanda açılması ile ilgili çalışmalar. Çünkü bu sektörlerde binlerce gencimiz çalışıyordu, evine ekmek götürüyordu. İnşallah önümüzdeki günlerde oralar açılacak. Aşıyla ilgili olarak, Covid-19’la ilgili olarak biliyorsunuz 3 milyon aşı getirildi. Yine hükümetimiz ilk başta sağlık personeline, arkasından yaşlılara huzurevindeki vatandaşlarımıza 85’in şu anda zannedersem 85 üzerindeki yaşlı gruba yapıldı. Orada da bir sürü sıkıntılar işte muhalefete baktığınız zaman ya bize doğru söylemiyorsunuz aşıyla ilgili, ne zaman gelecek, devamı var mı falan. Bakınız ben şuradan bir şey söyleyeyim, kesinlikle bu tür provokasyonlara inanmamak lazım. Elbette halkını düşünen bir iktidar var. Niye o aşının devamını getirmesin? Dün daha Rusların Sputnik V diye bir aşısı var, onun ortak üretimi ile ilgili anlaşma yapıldı. Ayrıca Çin’den de 10 milyon aşının yolda olduğu söyleniyor, 50 milyona kadar çıkacak.  Şimdi bütün bunlara baktığımız zaman özellikle şöyle düşünmek lazım Değerli Eren kardeşim, ben sana çok teşekkür ediyorum bize de fırsat verdin.

Eren Talha Altun : Ben teşekkür ederim size kabul ettiğiniz için.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : İzleyici kitlesine ulaşmaya çalıştık. Ve bir kere bizim bütün hedefimiz, iki hedefimiz var; biri içeride kendi vatandaşımızın huzuru, güvenliği, ekonomik durumunu en iyi seviyeye getirmek, ikincisi de dış politikada biraz evvel ifade ettiğim gibi istikrarlı, kararlı dostlarının sayısı artmış bir Türkiye’yi inşa etmek.  Tabi zaman zaman bu dışarıdaki ülkeler biraz evvel de ifade ettim, Türkiye’nin güçlü olmasını istemiyorlar. İşte biz 45 günde pandemi hastanesi yaptık bin yataklı 2 tane yaptık. Koca şehir hastanesini açtık ve pandemi döneminde 15-16 tane hastane açtık. Yani bunlar çok önemli, Allah göstermesin tabi zaman zaman yoğunluk olduğu zaman hastanelerde bazı şikayetlerimiz oldu ama Allah’a şükür geldiğimiz noktada ya bu alt yapımız olmasaydı? Ve ben buradan sağlık çalışanlarına da sizin aracılığınızla çok teşekkür etmek istiyorum. Canları pahasına canlarımızı korumaya çalışıyorlar, Allah razı olsun. İnşallah Türkiye bundan sonraki süreçte de onların kıymetini en iyi şekilde bilecektir diyorum. Tabii ben bir çağrıyı da vatandaşlarımızın desteğine ihtiyacımız var. Son günlerde özellikle fırsatçıların bu marketlerde fahiş fiyatlarla mal sattıklarını görüyoruz. Tabii hükümetin yetkili organları, Ticaret Bakanlığı, vilayetler işte kaymakamlıklar, belediyeler gerekli çalışmaları yapıyorlar ama benim sizlerden ricam; lütfen siz de bir vatandaş olarak uyarılarınızı yapın, ilgili merciilere bildirin ki bizler de gerekli tedbirleri alalım. 83 milyon insan Türk vatandaşı, hassasiyetlerini korursa, zamanında sahip çıkarsak bu ülke bizim ülkemiz Allah’a şükür bu ülkenin taşı da toprağı da altındır diyoruz. Ben öyle demek istiyorum. Yeter ki biz birbirimizi iyi anlayalım. Ben özellikle bu son yıllardaki, son günlerdeki bu fiyat artışları ile ilgili vatandaşlarımızın da bizleri uyandırmasını, yetkilileri uyandırmasını rica ediyorum. Evet Eren kardeş, başka ?

Eren Talha Altun : Sayın Vekilim, çok önemli konulara değindiniz. Özellikle gençlere yönelik tavsiyelerde de bulundunuz. Burada Z kuşağı izleyicilerimiz de var, gençler de var özellikle sizi takip eden. Şimdi özellikle de savunma sanayi konusunda çok önemli konulara değindiniz bu İHA’lar, SİHA’lar, savaşın durumunu değiştirdiğine dair. Bizler değerli bilgilendirmeniz için çok teşekkür ederiz. Programımıza katıldığınız için, vermiş olduğunuz bilgiler için, sorularımızı yanıtladığınız için herkes adına izleyicilerimiz adına ben teşekkür ediyorum.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Ben de çok teşekkür ediyorum. Gençlerimize şunu da ifade etmek istiyorum, ben çok memnun oldum seyircilerimiz arasında Z kuşağının da olmasından dolayı. Şimdi tabii gerçekten sizlerin önerileri, sizlerin bize tavsiyeleri olursa hiç çekinmeyin. Bizler sizleri çok iyi anlamak durumundayız. Eğer sizlerin bakış açısını, sizlerin duruşunu anlayamazsak sadece bizim iktidarımız değil yani ben AK Partili bir milletvekili olarak Sayın Cumhurbaşkanımız çok önem veriyor gençlerimize. Bakınız biraz evvel İHA’lar, SİHA’lar dedik, İHA, SİHA’nın işte üreticisi  Selçuk Bayraktar’ın babası benim sınıf arkadaşım Teknik Üniversite’den. Ben gemi inşaat mühendisiyim. Uzun yıllar Türkiye’de gemiler yaptık, çok önemli şeylere imza attık. Genç bir mühendis olarak tersanelere girdik. O dönemde gerçekten bütün o dönemdeki şehir hattı gemileri, yük gemileri bizim tersanelerimizde yerli milli yapıldı. Ama o dönemlerde dışa bağımlılık biraz daha fazlaydı ama geldiğimiz noktada işte biraz evvel İstanbul Fırkateyni’den bahsettik, son derece yabancı ithal malzeme miktarı azalmış durumda. Onun için özetle ben tekrar size çok teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için. Bir kere vatandaşlarımız, gençlerimiz şunu iyi bilsinler; sahadaki her hadiseyi biz dolaşarak, toplumların arasına girerek sivil toplum örgütleriyle temaslarımızla, belediyelerimizle , kaymakamlıklarımızla sahadaki her şeyi anında almaya çalışıyoruz. Ne yapabiliriz? Vatandaşımızın bu pandemi döneminde sıkıntısını, problemini nasıl çözebiliriz? İşte yarın veya öbür gün Sayın Cumhurbaşkanımız esnaf ve sanatkarlarla ilgili yeni bir paket daha açıklayacaklar. Geçenlerde Bendevi Palandöken, Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Başkanı o da ziyaret etmiş bir liste bir paket, bir tavsiyede bulunmuşlar. Onların arasında uygun görülenleri hükümetimiz de gerekli şekilde halkımıza yansıtacak. Yani özellikle gençlerimizden ricam şu; lütfen benim telefonlarımı da verebilirsiniz Eren kardeşim.  Cep telefonum benim 0532 234 xx-xx. Mail adresim de samilayrım@gmail.com . Bana buralardan ulaşabilirsiniz. Biz mümkün olduğu kadar sizlerden gelen böyle toplu talepleri sağlıklı, mantıklı bir şekilde cevaplamamız lazım, yerine getirmemiz lazım. Onun için sizi iyi anlamamız lazım diyorum. Tekrar hayırlı pazarlar diliyorum hepinize.

Eren Talha Altun : Çok teşekkür ederiz Sayın Şamil Ayrım bizlerleydi, sorularımızı yanıtladı. Teşekkür ederim, iyi günler dilerim Sayın Vekilim.

AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım : Sağ ol, çok teşekkürler. Başarılar diliyorum ben de.

Eren Talha Altun : Teşekkürler.